Aramak için yazmaya başlayın...
Bir Türlü Paylaşılamayan Bir Mahalle Adı (18 Kasım 1935) - demirtepe.net

Bir Türlü Paylaşılamayan Bir Mahalle Adı (18 Kasım 1935)

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2026 - 00:51

Naci Sadullah Evreşe'de: yirmi evlik yeni göçmen mahallesine kimin adının verileceği üzerine kaymakam, nahiye müdürü ve muhtar arasında çıkan çekişme ile öğretmenin İstanbul'dan getirdiği Çin horozunun köyde yarattığı olay. Yazıda Demirtepe, barınacak yer bulamamanın ölçüsü olarak anılıyor.

Bir Türlü Paylaşılamayan Bir Mahalle Adı (18 Kasım 1935)

Dizide 5 / 7

Gazete
Son Posta — 6. yıl, sayı 1903
Tarih
18 Kasım 1935, Pazartesi
Sayfa
1 ve 8
Yazan
Naci Sadullah (metin sonunda “N. S.” imzası)
Nereden
Evreşe (Trakya’da), Özel
Demirtepe ile ilgisi
8. sayfada tek cümle. Muhabir Demirtepe’deki sefaleti bir ölçü birimi gibi kullanır: barınacak yer bulamasa başına geleceklerin “Demirtepe göçmenlerinden beter” olacağını yazar.

Bu metin nasıl hazırlandı? Son Posta’nın taranmış sayfalarından okunup günümüz Türkçesine çevrildi, kısaltılmadı. Metin sayfa görüntüsüyle satır satır karşılaştırılarak doğrulandı.

Neden bu diziye dâhil? Yazı doğrudan Demirtepe’yi anlatmaz. Ancak Demirtepe göçmenleriyle aynı iskân programı içinde kurulan komşu bir göçmen mahallesini anlatır ve evlerin durumu karşılaştırma imkânı verir.

Evreşe (Trakya’da), Özel — Bir süre önce nahiyelerden, sınırları içinde yirmişer göçmen evi kurmaları isteniyormuş. Bu isteği yerine getirmeye kalkışanlar, iyi niyetin, faziletin ve gayretin taş, kerpiç ve kereste gibi kullanılamayacağını, manevi malzemeyle dünya evi kurulamayacağını hesaplamışlar, başka bir çare aramışlar. Evreşe nahiye müdürünün bulduğu çare, civardaki köyleri Evreşe’de kendi adlarına ve hesaplarına birer göçmen evi kurmaya davet etmek olmuş.

Evler Tamam, Fakat…

Bu davete uymanın göründüğü gibi isteğe bağlı bırakılmayacağını sezen köylüler işe koyulmuşlar.

Topladıkları malzemeyi arabalara yükleyerek Evreşe’nin yolunu tutmuşlar.

Ve göçmenlere birer ev kurup yerlerine dönmüşler.

Paylaşılamayan Ad

Şimdi Evreşe’de yirmi evlik bir göçmen mahallesi ve bu mahalleden daha geniş bir anlaşmazlık var… Kaymakam:

— Eğer, diyormuş, nahiye müdürünü sıkıştırmasaydım mahalle kurulamayacaktı. Bu bakımdan mahalleye adımı vermek şerefi bana aittir!

Nahiye müdürü bu şerefin tamamen kendisine ait olduğunu iddia ediyormuş ve:

— Çünkü, diyormuş, bu mahalleyi köylülere kurdurmayı ben akıl ettim! Bu fikri bulmasaydım Evreşe’ye mahalle değil, kümes bile yaptıramazdık!

Halbuki nahiye muhtarı, «Mehmet Bey mahallesi» diye tabela hazırlatmak üzere Gelibolu’ya gitmiş. Ve o, bu şerefin kendisine ait olduğunu tartışmaya bile tahammül etmiyormuş:

— Ben, diyormuş, bu iş için “laf” değil “emek” harcadım ve yapı yerinde köylülerle beraber ırgat gibi çalıştım.

Bereket ki bu garip ve çirkin anlaşmazlık, mahallenin tamamlanmasından sonra çıkmış!

Açıkta Kalacaktım!

Eğer Evreşe okulunun değerli öğretmeni M. Salih’in hakkımdaki gıyabi teveccühüne sığınmasaydım, Demirtepe göçmenlerinden beter bir sona uğrayacaktım: Çünkü nahiyede benim gibi Tanrı yolcularının sığınabileceği bir kovuk bile yok.

Tesadüfün karşıma çıkardığı M. Salih, Evreşe’de tam altıncı yılını dolduruyormuş. Evreşe’yi yadırgamıyor gibi görünmeye çalışan sabırlı öğretmen, özveri borcunu fazlasıyla ödemiş.

Öğretmen Mücadele Ediyor

Onunla konuşmak, beni Evreşe ve çevresi hakkında hayli bilgi sahibi etti.

Evreşeliler nedense çocuklarının tarlaya devamını okula devamından daha yararlı ve gerekli sayıyorlarmış ve:

— Biz, diyorlarmış, çiftçi adamlarız… Çocuklarımız vakitlerini okulda geçirir de tarla sürmeyi, tohum ekmeyi, ürün biçmeyi öğrenmezlerse halimiz nice olur?

Genç öğretmen tam altı yıldır bu zihniyetin kökünü kurutmaya çalışıyormuş, ama buna rağmen tam anlamıyla iyimser olmayı sağlayacak bir sonuç aldığına inanmıyor.

Örneğin bu yıl okul öğrencilerinin çoğunluğunu göçmen çocukları oluşturuyormuş.

Olay Çıkaran Horoz

M. Salih, Evreşelilerin başka konulardaki bazı görüşlerini de şöyle anlattı:

— Öğretmenler, diyor, bulundukları yerlerde bahçe merakı uyandırmaya, arıcılığı, fidancılığı ve tavukçuluğu teşvik etmeye de mecburdurlar.

Ben, İstanbul’da geçirdiğim izinden dönerken bir Çin, bir de Leghorn cinsi horoz getirmiştim.

Köye gelince köylüleri çağırdım ve:

— İşte, dedim, size cins, çok değerli bir horoz. Bunlarla çiftleştirerek tavuklarınızın cinsini iyileştirebilirsiniz!

Bu sözlerim onlarda, umduğum sevinç yerine ummadığım bir şaşkınlık uyandırdı. Önce:

— Bir düşünelim, dediler.

Bir hafta sonra karşıma birisi geldi ve sözleriyle beni şaşkınlıktan dondurup gitti:

Meğer benim köye Çin horozu getirişim önemli bir olay oluşturmuş.

İhtiyar heyeti toplanmış, hararetli tartışmalar olmuş. Gelen köylü:

— Verilen karar üzerine, dedi, köylüler tavuklarının yabancı horozlarla çiftleşmesine, düşüp kalkmasına razı olamıyorlar ve:

«Muallim, demişler, Çin Japon horozlarına sahip olsun ama onları tavuklarımızın arasına salıvermesin. Görürsek keseriz!»


Ricam üzerine M. Salih bana, adının şerefi paylaşılamayan muhacir mahallesini de gezdirdi:

Aynı plan üzerine yapılan bu evlerde de tuvalet yok. Ama ahır kapısının dış tarafa yapılması, göçmenlerle hayvanları mümkün mertebe ayırmış.

M. Salih’in bu ziyaret dönüşünde anlattığı olay, horoz hikâyesinin uyandırdığı şaşkınlığı da gölgede bırakır. Ama mektubu postaya yetiştirmek için bu hikâyeyi yarınki mektubuma bırakıyorum.

N. S.

Demirtepe ile karşılaştırma. Evreşe’deki göçmen evlerinde de tuvalet yoktur; ancak ahır kapısının dışarı açılması sayesinde insanlarla hayvanlar Demirtepe’dekine göre daha iyi ayrılmıştır. 13 Kasım tarihli yazıda Demirtepe evlerinin oturma yerlerinin doğrudan ahıra bitişik olduğu belirtiliyordu.

Kaynak

Naci Sadullah, “Romanya Göçmenleri Arasında: 5 — Bir Türlü Paylaşılamıyan Bir Mahalle Adı”, Son Posta, sene 6, no. 1903, 18 İkinci Teşrin 1935, s. 1, 8.

Sayfa görüntüsü İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi dijital gazete arşivinden alınmıştır (nek.istanbul.edu.tr).

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!