Aramak için yazmaya başlayın...
Göçmen İşleri Peşinde (14 Kasım 1935) - demirtepe.net

Göçmen İşleri Peşinde (14 Kasım 1935)

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2026 - 00:18

Naci Sadullah'ın 1935 Gelibolu'su portresi: elektriksiz sokaklar, içme suyu kıtlığı, haftada üç posta ve İstanbul'da 80 liraya zor kiralanacak bir köşkün burada sekiz liraya müşteri bulamaması. Yazı, muhabirin Bolayır üzerinden Demirtepe göçmen köyüne hareket ettiğini bildiren cümleyle bitiyor.

Göçmen İşleri Peşinde (14 Kasım 1935)

Dizide 2 / 7

Gazete
Son Posta — 6. yıl, sayı 1899
Tarih
14 Kasım 1935, Perşembe
Sayfa
7
Yazan
Naci Sadullah
Önemi
1935 Gelibolu’sunun en ayrıntılı portresi. Yazının son cümlesi, iki gün sonra yayımlanacak Demirtepe röportajının habercisidir.

Bu metin nasıl hazırlandı? Son Posta’nın taranmış sayfasından okunup günümüz Türkçesine çevrildi; kısaltılmadı.

Demirtepe bu yazının neresinde? Bu yazı doğrudan Demirtepe’yi değil, yolun başındaki Gelibolu kasabasını anlatıyor. Köyün adı yalnızca son paragrafta geçiyor: yazar oradan Bolayır’a ve Demirtepe’ye hareket ediyor. Yazıyı diziye dâhil etmemizin sebebi, Demirtepe göçmenlerinin bağlı olduğu ilçenin o günkü hâlini — elektriksizliğini, susuzluğunu, yol ve posta durumunu — ilk elden anlatan tek belge olmasıdır.

Dizideki yeri. Bu yazı, Naci Sadullah’ın Trakya mektuplarının numarasız ilk bölümlerindendir. Dizi 16 Kasım’dan itibaren “Romanya Göçmenleri Arasında: 3” diye numaralanır; numaralandırmanın 3’ten başlaması bu iki yazının 1. ve 2. bölüm sayılmasındandır.

Gelibolu (özel olarak gönderdiğimiz yazarımızdan) — Gelibolu ile İstanbul arasındaki yol biraz daha uzasaydı, konuşacak kimse bulamamaktan konuşma yeteneğimi kaybedecektim.

Yolculuğun, bir felaket gibi insanları birbirine yakınlaştırdığı söylenir. Oysa Bursa vapurunun birinci sınıfındaki yolcuların İstanbul’dan Gelibolu’ya kadar küskün bir sessizlikle gelişi, insanların çıkarsız ve geçici yolculuk dostluğuna da son verdiğini gösteriyor.

Ama insan, sofrada bir hastayı uyandırmaktan çekinir gibi yemek yemeye mahkûm olunca; en kısa tramvay yolculuğunda bile ahbaplık kaynaştıran yaşlı kadınların, o eğlendiğimiz samimiyetini arıyor.

Gelibolu…

Bir göçmen ili hâline gelen Gelibolu, boğazın en güzel yeri.

Ama girişimin ve girişimcinin azlığı, bu sahiller cennetini doğanın verdiğiyle yetinmeye mahkûm etmiş. “Keşan” kahvesinin lambaları da olmasa, akşam sekizden sonra sahilin çok yakınından geçen okyanus gemileri, burada insan yaşadığını anlayamayacak.

Çünkü henüz elektriğe kavuşamayan koca ilçe, akşamın erken saatlerinde, damarına basılmış bir sarhoşun gözü gibi kararıyor.

Lokantada yemeğinizi, tek oteldeki odanızı gündüzden ayırtmazsanız, hâliniz göçmenlerden beter olur.

Azla yetinmeye alışmış ilçe halkı, lamba ışığını pek yadırgamıyor.

Asıl Dert

Gazino, sinema, tiyatro gibi lüks saydığımız eğlence yerlerinin yokluğundan şikâyet eden de yok.

Hatta yürüyecek yol sıkıntısını bile dert edene çok seyrek rastlarsınız.

Ama hepsinin dayanamadığı asıl dert, içecek ve yıkanacak su kıtlığı.

Ucuzluk

Yine de şimdilik bu dertlerini ilçenin ucuzluğuyla avutuyorlar. Çünkü örneğin İstanbul’un en kötü yerinde 80 liraya zor kiralayabileceğiniz büyüklükte köşkler, burada sekiz liraya müşteri bulamıyor.

Yumurta, yağ, et ve balık ucuzluğu da ev kiralarıyla orantılı!

İlçede dünya olaylarına karşı genel bir ilgisizlik seziliyor. Sınırlı ve belirli bir çevreyi bir kenara ayırdıktan sonra ilçeyi altüst etseniz, Mussolini’nin adını bir yana, Habeşistan’la İtalya’nın boğuştuğunu bilen tek kişi bulamazsınız. Bana öyle geliyor ki çoğu, sonsuz iyimserliğini bu habersizliğine borçlu. Ama bunun farkında değiller; hatta dünyadan haber alamamak onları, en büyük dertleri olan susuzluk kadar sıkıyor.

Gazete Bulmak Güç

Bunun sorumluluğunu da biz gazetecilere yüklüyorlar. Çünkü burada bir gazete, bir dergi bulmak, adeta define bulmak gibi bir şey.

Oysa bu sorumluluğu gazetecilere yüklemekle hayli insafsız davrandıklarının farkında değiller. Buraya İstanbul’dan gelen posta haftada üçü geçmiyorsa, gazetecilerin yapabileceği, bunu benim gibi böylece yazmaktan ibaret!

İlgilenmesi gerekenler Gelibolu’da oturmadığına göre, bu satırları görürler elbet!


Gelibolulular yeni kaymakamlarını övmekle bitiremiyor.

Özellikle göçmenlerin yerleştirilmesinde gecesini gündüzüne kattığı söylenen bu kişi, Gelibolu’dan kısa sürede gelip geçen yirmiden fazla kaymakamın kaybettiği zamanı telafi edeceğe benziyormuş.


Fransız Mezarlığı

Fransızlar, 1856’daki Kırım Savaşı’nda ölen askerleri için Gelibolu’ya koca bir mezarlık yapmış.

Mezarlığın ortasına dikilen yüksek beton sütunun tepesi, Çanakkale sırtlarından görünecek gibi.

Mezarlığın yeri ve çevresi, Gelibolu’nun boğaza en hâkim kısmına düşüyor.

Atatürk Heykeli

Yeni kaymakam o civarda geniş bir Cumhuriyet Meydanı açtırmış. Şimdi Gelibolulular, o meydana dikilecek Atatürk heykelinin açılış törenini bekliyor.

Mahkemeler Tenha

Gelibolu’nun en tenha yeri, İstanbul’da izdihama benzeyen mahkeme koridorları… Çünkü Gelibolu’nun bir yıllık emniyet kayıtlarına tek bir cinayetin kanı bile bulaşmamış.

Bir Gelibolulu:

— Burada, diyor, bir yıl içinde cinayet değil, ufak bir hırsızlık olayı bile olmadı!

Ve gülerek ekliyor:

— Bu belki de çalınacak bir şey bulunmayışındandır!


Başımda kamçısıyla bekleyen arabacıyı fazla bekletmek korkusuyla Gelibolu mektubumu burada kesiyorum.

Gelibolu’nun belediye başkanı, bu korkuyla yırttığım kâğıtlarda kalan notları görseydi, arabacının kamçısına hayli dua ederdi.

Şimdi Bolayır’a, Demirtepe göçmen köyüne, oradan da Evreşe’ye hareket ediyorum.

Keşan’a dayanacak olan bu yolun sonundan göndereceğim mektupta, göçmenlerin durumunu yetkiyle ve gerçeğe en uygun biçimde anlatabileceğimi sanıyorum!

Naci Sadullah

Son Posta, 14 Kasım 1935, sayfa 7
Son Posta, 14 Kasım 1935, s. 7

Kaynak

Naci Sadullah, “Göçmen İşleri Peşinde — Gelibolu’da Göçmenler İşi En Başta Geliyor”, Son Posta, sene 6, no. 1899, 14 İkinci Teşrin 1935, s. 7.

Sayfa görüntüsü Gaste Arşivi (gastearsivi.com) nüshasından alınmıştır.

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!