Aramak için yazmaya başlayın...
Demirtepe'nin Kerpiç Evleri ve Hayat Denen Sundurma - demirtepe.net

Demirtepe'nin Kerpiç Evleri ve Hayat Denen Sundurma

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2024 - 05:42

Kerpiç, toprakla samanın karıştırılıp güneşte kurutulmasıyla yapılırdı; evlerin bütün odaları önde "hayat" denen sundurmaya açılırdı. Kapı ve pencere çerçeveleri mavi ya da yeşile boyanırdı. 1980'lerde betonarme ev yola sıfır yapılınca eski kerpiç ev arsanın ortasında kaldı ve dama çevrildi.

Demirtepe'nin Kerpiç Evleri ve Hayat Denen Sundurma

Demirtepe'nin kerpiç evleri, toprak ve samanın karıştırılıp güneşte kurutulmasıyla yapılmıştı. Yazın serin, kışın sıcak tutuyorlardı. En belirgin özellikleri, bütün odaların açıldığı öndeki sundurmaydı; köyde ona hayat denirdi. Bugün çoğu yıkılmış ya da terk edilmiş durumda.

Bu sayfada gri zeminli kutular demirtepe.net tarafından sonradan eklenmiştir; arşiv kayıtlarıyla karşılaştırma ve açıklama amacı taşır.


Kerpiç Nedir?

Kerpiç, toprak ve samanın karıştırılıp kalıplara dökülmesi ve güneşte kurutulmasıyla elde edilir. Fırınlanmaz, pişirilmez; yalnızca güneş ve zaman gerekir.

Bu doğal malzeme evleri yaz aylarında serin, kış aylarında sıcak tutar. Kalın duvarlar gündüz ısıyı emer, gece salar. Betonarme yapıların sağlayamadığı şey budur.

Samanın dördüncü hayatı

Saman bu arşivde dördüncü kez karşımıza çıkıyor.

1935: Kışın başlayacak saman sıkıntısı, Gelibolulu bir tanıdığın muhabire anlattığı korkuydu. O yazı

Kar çukurunda: karı yaza taşıyan yalıtım malzemesi. Dondurma yazısı

Bugün: balyalanıp Balıkesir'e satılan bir gelir kalemi.

Ve burada: evlerin kendisi. Köy, kelimenin tam anlamıyla samandan yapılmıştır.


Evin Kalbi: Hayat

Demirtepe evlerinin en dikkat çekici özelliği önündeki sundurmasıdır. Halk arasında “hayat” denir.

Sabah kahvaltısından akşam sohbetine kadar günün ritmi burada geçer. Bütün odalar hayata açılır. Odalar arasında doğrudan geçiş yoktur; bir odadan diğerine gitmek için hayata çıkmak gerekir.

Bu düzen hem hava dolaşımı sağlar hem de garip bir şey yapar: mahremiyeti korurken insanları buluşmaya zorlar. Kimse kimsenin odasından geçmez, ama herkes gün içinde defalarca aynı yerden geçer.

Hayat, akşamüstü gölgesinde oturulan, kahvenin içildiği, komşunun ağırlandığı, çocukların oynadığı yerdir.

Sözcüğün yolculuğu

“Hayat” sözcüğü Yunanca χαγιάτι (hayati) ve Kırım Tatarcasında ayat biçimleriyle de bilinir.

Sözcüğün bu üç dilde birden bulunması, Balkanlar ile Karadeniz'in kuzeyi arasındaki uzun kültürel alışverişin izidir. Demirtepe'yi kuran aileler Dobruca'dan geldiğine göre, sözcüğü de yanlarında getirmiş olmaları muhtemeldir.


Mavi ve Yeşil

Kapı ve pencere çerçeveleri boyanırdı. Kullanılan renk pastel mavi ya da yeşildi; her ev ikisinden birini seçerdi.

Bu renklerin böcek, yılan ve haşereleri uzak tuttuğuna inanılır. En sade evden en büyüğüne kadar her yapıda kullanılmaları, işlev ile estetiğin ayrılmadığı bir anlayışı gösterir.

Bir evi kerpiç yapan malzemesiyse, Demirtepe evi yapan çerçevelerindeki bu iki renkten biridir.

Demirtepe'de ayakta kalmış geleneksel kerpiç evlerden biri
Köyde ayakta kalmış geleneksel evlerden biri. Sundurma, mavi çerçeveler ve avlu düzeni görülüyor.

Arsanın düzeni

Arsa yaklaşık bir dönümdür. Ev ve avlu birlikte arsanın yaklaşık %40'ını kaplar; geri kalanı ikinci bahçedir.

Yoldan itibaren sıra şöyledir: avlu, ev, ikinci bahçe. Avlu yola açılır; hayat da avluya bakar. Tarım araç gereci ve saman arkadaki ikinci bahçede bulunur.

Çeşme evin hemen yanında, helâ ise avlunun en uzak köşesindedir. Bu yerleşim tesadüf değildir: temiz su eve yakın, atık uzak tutulur. Ev planında ne çeşme ne tuvalet bulunduğuna göre, ikisinin yeri de kullanıcılar tarafından belirlenmiştir.

Arsanın üç dönemi

1934 – 1950'ler. Kerpiç ev, önünde hayat ve avlu, arkasında ikinci bahçe. Çeşme evin yanında, helâ avlunun uzak köşesinde.

1980'ler. Betonarme ev yola sıfır yapıldı; bina ile yol arasında boşluk bırakılmadı. Eski kerpiç ev arsanın ortasında kaldı ve çoğu hane onu tümüyle dama çevirdi.

Bugün. Kerpiç evlerin çoğu artık yıkıldı; yerlerine beton dam yapıldı. İkinci bahçede ise buğday deposu olarak kullanılan mağaza ve tarım araç gereci bulunuyor.

Yani kerpiç evler bir anda yok olmadı. Önce işlev değiştirdiler, sonra yerlerini aynı işi gören beton yapılara bıraktılar.

“Mağaza” ne demek?

Köyde mağaza, buğday deposu anlamında kullanılır. İkinci bahçede bulunur.

Bu, arşivde karşılaştığımız dördüncü yerel söyleyiştir: ayçiçeği için günebakan, evin sundurması için hayat, at arabası için payton, ve buğday deposu için mağaza.

Dam evin yanında mıydı?

Naci Sadullah, 13 Kasım 1935'te ev planlarını eleştirirken şunu yazmıştı: “Evlerin oturulacak, yatılacak yerleri hayvan damlarına bitişik.”

Sonraki kuşakların hatırladığı ise farklıdır: evin yanında ayrı bir dam bulunmaz. Bunun sebebi muhtemelen yukarıda anlatılan dönüşümdür — yeni ev yola yapılınca eski evin kendisi dam oldu ve “bitişik dam” kavramı ortadan kalktı.

Yani 1935 tarifi ilk döneme, bugünkü hafıza ise dönüşüm sonrasına aittir. Krokide iki durum yan yana gösterilmiştir. O yazı arşivde


Avlu

Evlerin bir diğer belirgin özelliği geniş avlularıdır. Avlu evin önündedir ve yola açılır; hayat da ona bakar. Yalnızca ev halkı için değil, misafirler ve komşular için de buluşma noktasıdır.

Evin arkasında ise ikinci bir bahçe bulunur. Tarım araç gereci, saman ve inek damı oradadır. Ev ile avlu arsanın yaklaşık %40'ını kaplar; kalanı bu arka bahçedir.

Günlük hayatın büyük kısmı burada geçer: çocuklar oynar, hayvanlara bakılır, çamaşır yıkanır. Çoğu avluda meyve ağaçları ve asma vardır.

Çeşme dışarıda, evin hemen yanındadır. Su evin içine girmez; ihtiyaç duyulan her şey oradan taşınır.

Tuvalet — o dönemdeki adıyla hela — avlunun en uzak köşesinde bulunur. Eve bitişik değildir; aralarında mutlaka mesafe vardır.

1935'teki şikâyet ve köyün cevabı

Helanın avluda olması, doksan yıl önce yazılmış bir eleştiriye verilmiş cevaptır.

Son Posta muhabiri Naci Sadullah, 13 Kasım 1935'te göçmen evlerinin plan sorunlarını aktarırken şunu yazmıştı: “İmar ve İskân İdaresi'nin ev planları sağlığa aykırı. Çünkü evlerin oturulacak, yatılacak yerleri hayvan damlarına bitişik. Ayrıca evlerin hiçbirinde tuvalet yok.”

Muhabirin haberi vardı: planda tuvalet yoktu. Köy bunu evin içine değil, avlunun köşesine koyarak çözdü. O yazı arşivde


Bu Evler Ne Zaman Yapıldı?

Köyün kerpiç evleri, göçmenlerin 1934'te gelmesinden sonra kendi elleriyle yaptıkları evlerdir.

Yapılışları gazeteye geçmiştir

Bu evlerin inşası, Kasım 1935'te Son Posta'da yayımlanan röportajlarda kayıtlıdır. O tarihte İmar ve İskân İdaresi'nin planı iki oda ve bir ahırdan oluşuyordu.

Göçmenler kaymakamın öğüdüne uyup bütün güçlerini evleri kurmaya harcamışlardı. Ama muhabir köye vardığında evlerin çoğunun çatısı hâlâ açıktı; kiremitlerin altına konacak keresteler sekiz aydır gelmiyordu.

Göçmenlerin sözü şuydu: “Saya saya gökte yıldız bırakmadık! Ama dört damla yağmur gelirse hâlimiz duman.”

16 Kasım 1935 tarihli röportaj

Muhabirin o gün gördüğü evlerin içi de kayıtlıdır: duvarlardaki çivilerde göçmenlerin külahlarıyla hayvanlarının başlıkları yan yana asılıydı; duvarlara gazetelerden kesilmiş resimler ve reklamlar yapıştırılmıştı; sardalya kutuları toprakla doldurulup sigara tablası yapılmıştı. Yatak, kanepe ve sandalye yerine yere serilmiş postlar vardı.


Betonarme Çağı

Bugün geleneksel evlerin yerini büyük ölçüde betonarme yapılar almıştır.

Betonarme dayanıklıdır ama kerpicin sağladığı doğal yalıtımı vermez.

Kerpiç evler bir anda ortadan kalkmadı. Yeni ev yola sıfır yapılınca eskisi arsanın ortasında kaldı ve dam olarak kullanılmaya başlandı. Zamanla o da yıkılıp yerine beton dam yapıldı.

Bugün ayakta kalan az sayıdaki kerpiç yapı bakımsızlıktan zarar görmüş durumdadır.

Bir tanığın ölçüsü

Kerpicin ısı davranışına dair en somut tanıklık, köye damat olarak gelip sonradan yerleşen Eyyüb Sabri Osmanoğlu'na aittir.

Aldığı arsadaki kerpiç evi yıkmayıp tamir ettiğini yazar ve şunu ekler: “Çünkü en kavurucu öğle sıcaklıklarında dahi üzerime yorgan örtmeden yatamıyorum.”

Bu cümle, kerpiç duvarın yaz gününde ne yaptığını herhangi bir teknik açıklamadan daha iyi anlatır. Osmanoğlu'nun yazısı


Zamana Direnen Miras

Bu evler yalnızca bir mimari unsur değil; bir yerleşim biçiminin somut kalıntısıdır. Odaların birbirine değil hayata açılması, helanın avluda olması, duvarların samandan olması — hepsi belirli bir yaşama biçiminin sonucudur.

Köyün ilk yıllarından bugüne ulaşmış üç somut miras vardır: kerpiç evler, Dekovil hattının köprü kazıkları ve 1948 tarihli bir mezar taşı. Üçünden en kırılganı evlerdir, çünkü bakımsız kaldıklarında kendiliğinden toprağa dönerler.

Ayakta kalanların belgelenmesi — fotoğraflanması, ölçülmesi, hangi ailenin evi olduğunun kaydedilmesi — yapılabilecek en acil iştir.

Köyün ilk yıllarına dair gazete kayıtları için: Demirtepe Basın Arşivi

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!