Aramak için yazmaya başlayın...
Kışın Kazılan Çukur, Yazın Dondurma: Tevfik Hoca'nın Karlığı - demirtepe.net

Kışın Kazılan Çukur, Yazın Dondurma: Tevfik Hoca'nın Karlığı

Güncelleme Tarihi: 9 Kasım 2024 - 21:09

Demirtepe'de yaz hazırlığı kışın başlardı. Tevfik Hoca arka bahçesine büyük bir çukur kazar, köyün gençleri kar yağdığında kazma kürekle o çukuru doldururdu. Saman ve toprakla örtülen kar aylarca dayanır, yaz gelince köyün ineklerinden sağılan sütle dondurmaya dönüşürdü.

Kışın Kazılan Çukur, Yazın Dondurma: Tevfik Hoca'nın Karlığı
Anlatan
Remzi Başarız
Konu
Kar çukurunda kar saklama ve yaz aylarında dondurma yapımı
Geleneği kuran
Tevfik Hoca
Sürdüren
Torunu Murat Çetin
Kaynak
Sözlü tanıklık

Demirtepe'de yaz hazırlığı kışın başlardı. Tevfik Hoca arka bahçesine büyük bir çukur kazar, köyün gençleri kar yağdığında kazma kürekle o çukuru doldururdu. Saman ve toprakla örtülen kar aylarca dayanır, yaz gelince dondurmaya dönüşürdü.

Bu sayfada gri zeminli kutular demirtepe.net tarafından sonradan eklenmiştir. Anlatıcının sözlerine ait değildir; arşiv kayıtlarıyla karşılaştırma ve açıklama amacı taşır.


Kışın Kazılan Çukur

Kışın soğuğu bastırınca çoğumuz evimize çekilir, yazın sıcağını düşleyerek günleri geçiririz. Demirtepe'nin eski geleneğinde ise karla kaplanan kış günleri, yaz hazırlığının ilk adımıydı.

Tevfik Hoca, köyün her köşesinde tanınan, sevgi ve saygıyla anılan bir dondurmacıydı. Yaz aylarında soğuk tatlı tüketmenin imkânsız olduğu bir dönemde, geliştirdiği yöntem zekice bir çözümdü. Çoğu insan için kışın yağan kar geçici bir sevinçti; onun içinse yazın köyü serinletecek bir hammadde.

Kış gelince arka bahçesine büyükçe bir çukur kazardı. Çukurun tabanına ve yanlarına kalın bir saman tabakası döşerdi. Samanın amacı karın erimesini geciktirmek, dışarıdan gelen ısıyı yalıtarak karın yaza kadar dayanmasını sağlamaktı.

Bu yöntemin adı: karlık

Kışın kar biriktirip yaza saklamak, Anadolu'da ve Osmanlı'da yaygın bir uygulamaydı. Karlık, kar kuyusu ya da buzluk denen bu çukurlar dağ eteklerinde açılır, kar sıkıştırılıp saman, hasır veya yaprakla yalıtılırdı.

Osmanlı'da “karcılık” bir meslekti; Uludağ'dan İstanbul'a, Erciyes'ten Kayseri'ye kar taşınır, şerbet ve dondurma bu karla soğutulurdu.

Tevfik Hoca'nın yaptığı, bu geniş geleneğin köy ölçeğindeki hâlidir. Yöntemi kendisi icat etmemiş; ama elektriğin ve buzdolabının olmadığı bir köyde onu işler hâlde tutmuştur.


Karı Taşımak

Kar yağdığı günlerde köyün gençleri ve çocukları çukura kar taşımak için kolları sıvardı. Ellerinde kazma, kürek ve el arabalarıyla Tevfik Hoca'nın arka bahçesine gider gelir, çukur dolana kadar durmadan çalışırlardı.

Dolan çukurun üstü önce samanla kaplanır, sonra toprakla örtülürdü. Böylece soğuk hava içeride hapsolur, karın ilkbahar ve yaz boyunca erimesi mümkün olduğunca engellenirdi.

Herkesin katkıda bulunduğu bu iş, yalnızca dondurmanın hammaddesini hazırlamakla kalmaz, köy halkının dayanışmasını da pekiştirirdi.

Samanın üç hayatı

Saman, bu arşivde üçüncü kez karşımıza çıkıyor ve her seferinde başka bir işte.

1935: Gelibolulu bir tanıdık, Naci Sadullah'a kışın başlayacak saman sıkıntısını anlatır. Köylülerin kendi hayvanlarına bile yetmeyen samanına göçmenlerin hayvanları da ortak olacaktır. “O zaman korkarım hayvanlar birbirini yiyecek” der. O yazı

Kar çukurunda: yalıtım malzemesi. Karı yaza taşıyan şey.

Bugün: hasattan sonra balyalanıp Balıkesir'e kamyonlarla satılan bir gelir kalemi.

Korkulan şeyden yalıtım malzemesine, oradan ihraç ürününe.


Yaz Gelince

Yaz ayları geldiğinde çukurun üstündeki toprak dikkatlice açılır, saman katmanları kaldırılır, kışın biriktirilen kar ortaya çıkardı.

Dondurmanın ana maddesi olan süt, köyde yetişen ineklerden sağlanırdı. Süt kaynatılır, içine doğal tatlandırıcılar ve aroma vericiler eklenirdi. Çocukların en çok sevdiği ise içine katılan çikolata parçaları ya da bahçelerden toplanan meyvelerdi.

Kar, doğal soğutucu olarak görev yapardı. Tevfik Hoca hazırladığı karışımı bu karla soğutup dondurma hâline getirir, sonra köy meydanındaki arabasıyla dört bir yana dağıtırdı.

Dondurma sattığı günlerde çocuklar sıraya girer, kimin daha fazla kaşık aldığı üzerine tatlı bir rekabete tutuşurlardı.

Sütün geldiği yer

Dondurmanın sütü köyün kendi ineklerinden geliyordu. Bu tesadüf değil: kuru tarımın tek başına yetmediği bir köyde inek sütü, hanelerin en düzenli geliriydi ve hemen her evde bulunurdu.

Yani dondurma, köyün elindeki iki şeyin buluşmasıydı: kışın bedava gelen kar ve her sabah sağılan süt.


Köy Meydanındaki Gün

Tevfik Hoca'nın dondurması yalnızca serinlemek anlamına gelmiyordu.

Dondurma satmaya çıktığı günlerde sadece Demirtepe'nin meydanı değil, çevre köyler de hareketlenirdi. Geldiğini duyan herkes meydana akın ederdi.

Meydanda toplanan çocuklar, gençler ve yaşlılar bir tat alırken aslında ortak bir günü paylaşırlardı. Dondurmanın bu kadar sevilmesinin arkasında yalnızca lezzeti değil, onu üretmek için harcanan emek de vardı: kışın kazılan çukur, taşınan kar, örtülen saman.


Geleneğin Devamı

Tevfik Hoca'nın geleneğini torunu Murat Çetin bir süre sürdürdü. Modern soğutma sayesinde kar çukuru kazmaya artık gerek kalmamıştı; dedesinin tarifine sadık kalarak köyün yazlarını serinletmeye devam etti.

Bugün ne kar çukuru kazılıyor ne de köyde dondurma yapılıyor. Gelenek sona ermiştir.

Anlatının zamanı

Remzi Başarız'ın kar çukuruna kar taşıdığı yıllar, 1950'li yıllardır.

Köyde ilk elektrik 1942'de askerî birliğin kurduğu jeneratörle, yalnızca subay lojmanlarına ve sokaklara verilmişti. Yani kar çukuru yöntemi, hanelerin buzdolabına erişiminin bulunmadığı bir dönemde işliyordu.

Teşekkür. Bu yazının hazırlanmasında değerli bilgi ve deneyimlerini paylaşan Remzi Başarız'a teşekkür ederiz.

Not. Metin sözlü tanıklığa dayanır. Adlar ve ayrıntılar anlatıcının hatırladığı biçimde aktarılmıştır.

Köyün ilk yıllarına dair gazete kayıtları için: Demirtepe Basın Arşivi

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!