<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Demirtepe Köyü Forum Sayfası - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://demirtepe.net/forum/</link>
		<description><![CDATA[Demirtepe Köyü Forum Sayfası - http://demirtepe.net/forum]]></description>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 12:19:29 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Tarıma ayrılan bütçe yetersiz!]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1786</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 17:43:03 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1786</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye Ziraat Odaları Birliği(TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarıma 2002 yılında milli gelirin yüzde 0.65`i ayrılırken, 2009 bu oranın yüzde 0.49`a düştüğünü ifade ederek, tarıma ayrılan bütçenin `yetersiz` olduğunu bildirdi. <br />
<br />
<br />
<br />
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım destek bütçesinin yetersiz olduğuna dikkat çekerek, `2009 yılına ait tarımsal destek bütçesi geçen yıla göre yüzde 1.9 artırılarak 5.5 milyar YTL olarak açıklandı. Genel bütçede yüzde 13-14 artışlar olduğu halde, tarım için ayrılan kaynağın yüzde 1.9 artırılmasının sebebi anlaşılmadı` dedi.<br />
<br />
-`TARIMA ASGARİ YÜZDE 1 BÜTÇE AYRILMALIYDI`-<br />
<br />
Ayrılan bu bütçe ile tarım ihtiyacının karşılamasının, çiftçinin diğer ülkelerin çiftçileri düzeyinde desteklenmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:<br />
<br />
`2009 dahil sekiz yıllık süreç incelendiğinde tarım destek bütçesinin milli gelire oranı zamanla giderek düşüyor. 2002 yılında tarımı desteklemek için milli gelirin yüzde 0.65`i ayrılırken, 2009`da bu oran yüzde 0.49`a düştü. Tarım Kanunu`nun 21`inci maddesine göre; tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak gayrisafi milli hasılanın yüzde 1`inden az olamaz. Yasa hükmüne uygun bütçe hazırlansaydı tarımsal destek bütçesinin asgari 11 milyar YTL olması gerekirdi.`]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye Ziraat Odaları Birliği(TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarıma 2002 yılında milli gelirin yüzde 0.65`i ayrılırken, 2009 bu oranın yüzde 0.49`a düştüğünü ifade ederek, tarıma ayrılan bütçenin `yetersiz` olduğunu bildirdi. <br />
<br />
<br />
<br />
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım destek bütçesinin yetersiz olduğuna dikkat çekerek, `2009 yılına ait tarımsal destek bütçesi geçen yıla göre yüzde 1.9 artırılarak 5.5 milyar YTL olarak açıklandı. Genel bütçede yüzde 13-14 artışlar olduğu halde, tarım için ayrılan kaynağın yüzde 1.9 artırılmasının sebebi anlaşılmadı` dedi.<br />
<br />
-`TARIMA ASGARİ YÜZDE 1 BÜTÇE AYRILMALIYDI`-<br />
<br />
Ayrılan bu bütçe ile tarım ihtiyacının karşılamasının, çiftçinin diğer ülkelerin çiftçileri düzeyinde desteklenmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:<br />
<br />
`2009 dahil sekiz yıllık süreç incelendiğinde tarım destek bütçesinin milli gelire oranı zamanla giderek düşüyor. 2002 yılında tarımı desteklemek için milli gelirin yüzde 0.65`i ayrılırken, 2009`da bu oran yüzde 0.49`a düştü. Tarım Kanunu`nun 21`inci maddesine göre; tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak gayrisafi milli hasılanın yüzde 1`inden az olamaz. Yasa hükmüne uygun bütçe hazırlansaydı tarımsal destek bütçesinin asgari 11 milyar YTL olması gerekirdi.`]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ziraat mühendislerinden tarımda istihdam uyarısı]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1785</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 17:25:09 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1785</guid>
			<description><![CDATA[TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın, "2002'de 8 milyon olan tarım istihdamının, uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle 5 milyon 600 bine kadar gerilediğini" bildirdi.<br />
    Günaydın, CHP Mersin il teşkilatınca düzenlenen "Narenciyenin Sorunlarına CHP'nin Çözümleri" konulu panelde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin tarım ürünleri ticaretinde 2,5 milyar dolar açık verdiğini ifade etti. Günaydın, "bu rakam hiç de azımsanacak bir rakam değil. Çünkü bu para köylümüzün, çiftçimizin ve bizim cebimizden çıkan para" dedi.<br />
    Günaydın, gelinen noktada Türkiye'de üretimi mümkün olan ürünlerin ithalatında, yeniden düzenleme yapılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti: "İnsanımız köyde karnını doyuramadığı için şehirlere göçüyor. Buna bağlı olarak da şu an önemli sıkıntılarımız arasında yer alan ithalat rakamları daha da artacak."<br />
	<br />
    İstihdam azalıyor<br />
<br />
    Öte yandan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da, tarıma 2002 yılında milli gelirin yüzde 0.65'i ayrılırken, 2009 bu oranın yüzde 0.49'a düştüğünü ifade ederek, tarıma ayrılan bütçenin "yetersiz" olduğunu ifade etti. Bayraktar "Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre; tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak gayrisafi milli hasılanın yüzde 1'inden az olamaz. Yasa hükmüne uygun bütçe hazırlansaydı tarımsal destek bütçesinin asgari 11 milyar YTL olması gerekirdi" şeklinde konuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın, "2002'de 8 milyon olan tarım istihdamının, uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle 5 milyon 600 bine kadar gerilediğini" bildirdi.<br />
    Günaydın, CHP Mersin il teşkilatınca düzenlenen "Narenciyenin Sorunlarına CHP'nin Çözümleri" konulu panelde yaptığı açıklamada, Türkiye'nin tarım ürünleri ticaretinde 2,5 milyar dolar açık verdiğini ifade etti. Günaydın, "bu rakam hiç de azımsanacak bir rakam değil. Çünkü bu para köylümüzün, çiftçimizin ve bizim cebimizden çıkan para" dedi.<br />
    Günaydın, gelinen noktada Türkiye'de üretimi mümkün olan ürünlerin ithalatında, yeniden düzenleme yapılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti: "İnsanımız köyde karnını doyuramadığı için şehirlere göçüyor. Buna bağlı olarak da şu an önemli sıkıntılarımız arasında yer alan ithalat rakamları daha da artacak."<br />
	<br />
    İstihdam azalıyor<br />
<br />
    Öte yandan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da, tarıma 2002 yılında milli gelirin yüzde 0.65'i ayrılırken, 2009 bu oranın yüzde 0.49'a düştüğünü ifade ederek, tarıma ayrılan bütçenin "yetersiz" olduğunu ifade etti. Bayraktar "Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre; tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak gayrisafi milli hasılanın yüzde 1'inden az olamaz. Yasa hükmüne uygun bütçe hazırlansaydı tarımsal destek bütçesinin asgari 11 milyar YTL olması gerekirdi" şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TMO Hazine'den 250 milyon YTL aldı ödemelere başlıyor]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1784</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 17:24:35 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1784</guid>
			<description><![CDATA[Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO), 15 Ekim'de ara verdiği ödemelerine, yarından itibaren yeniden başlıyor.<br />
    Ödemeler için TMO'ya Hazine'den 250 milyon YTL civarında kaynak sağlandı. Sağlanan kaynak ile vadesi gelen ilk alım bedellerinden başlamak üzere, alım bedelleri yarından itibaren hesaplara yatırılacak.<br />
    Ofis, dün itibariyle 589 bin 338 ton mısır, 141 bin 517 ton fındık almıştı. Ofis, ürün bedellerini 25 gün içinde ödemeyi taahhüt ediyor. Ancak, yaşanan kaynak sıkışıklığı nedeniyle, 15 Ekim'den itibaren ödemelere ara verilmişti.<br />
    Fındıkta, 1 Eylül'de başlayan randevu verme süresi, 31 Ekim'de sona ermiş ve 208 bin 628 üretici 493 bin 302 ton fındık satmak için TMO'dan randevu almıştı. Ofis, şimdiye kadar 17 bin 945 üreticiye, 30 bin 491 ton ürünün karşılığı olarak 110 milyon YTL ödeme yaptı. Halen 15 Ekim'den itibaren ödeme yapamayan TMO'nun, fındıktan dolayı üreticiye 400 milyon YTL borcu bulunuyor.<br />
    TMO, alımlarının finansmanı için 635 milyon dolarlık, düşük faizli 2010 yılına sarkan vadelerle kredi bağlantısı yapmış; bunun 400 milyon dolarını kullanmıştı.<br />
    Ofis, şimdiye 589 bin 338 ton mısır alırken, muhasebeleşen 480 bin ürünün karşılığı alım tutarı olan 195 milyon YTL'nin 100 milyon YTL'lik kısmı üretici hesaplarına aktarılmıştı.<br />
    Çeltikte ise piyasa fiyatlarının tatmin edici olması nedeniyle üretici TMO'ya ürün satmayı tercih etmedi. Edinilen bilgiye göre, TMO, fındık, mısır, çeltik, hububat, haşhaş gibi faaliyet alanı içinde olan ürünlerin müdahale alımları kapsamında üreticiye bugüne kadar 233 milyon YTL'lik ödeme yaptı. Fındık ve mısırdan dolayı, 500 milyon YTL civarında borcu bulunuyor.<br />
    Ofis'in stoklarında, 2005 yılı ürünü 15,6 bin ton, 2006 yılı ürünü 178,3 bin ton, 2007 ürünü 90,9 bin ton, 2008 ürünü 141 bin ton olmak üzere toplam 426 bin ton fındık bulunuyor.<br />
    Eylülde 4 YTL'lik fiyat ile alıma başlayan Ofis, Ekim-Kasım aylarında 4,5 YTL, Aralık ayında ise 5 YTL fiyat uyguluyor. Alımların, Mart ayından önce bitirilmesi planlanıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO), 15 Ekim'de ara verdiği ödemelerine, yarından itibaren yeniden başlıyor.<br />
    Ödemeler için TMO'ya Hazine'den 250 milyon YTL civarında kaynak sağlandı. Sağlanan kaynak ile vadesi gelen ilk alım bedellerinden başlamak üzere, alım bedelleri yarından itibaren hesaplara yatırılacak.<br />
    Ofis, dün itibariyle 589 bin 338 ton mısır, 141 bin 517 ton fındık almıştı. Ofis, ürün bedellerini 25 gün içinde ödemeyi taahhüt ediyor. Ancak, yaşanan kaynak sıkışıklığı nedeniyle, 15 Ekim'den itibaren ödemelere ara verilmişti.<br />
    Fındıkta, 1 Eylül'de başlayan randevu verme süresi, 31 Ekim'de sona ermiş ve 208 bin 628 üretici 493 bin 302 ton fındık satmak için TMO'dan randevu almıştı. Ofis, şimdiye kadar 17 bin 945 üreticiye, 30 bin 491 ton ürünün karşılığı olarak 110 milyon YTL ödeme yaptı. Halen 15 Ekim'den itibaren ödeme yapamayan TMO'nun, fındıktan dolayı üreticiye 400 milyon YTL borcu bulunuyor.<br />
    TMO, alımlarının finansmanı için 635 milyon dolarlık, düşük faizli 2010 yılına sarkan vadelerle kredi bağlantısı yapmış; bunun 400 milyon dolarını kullanmıştı.<br />
    Ofis, şimdiye 589 bin 338 ton mısır alırken, muhasebeleşen 480 bin ürünün karşılığı alım tutarı olan 195 milyon YTL'nin 100 milyon YTL'lik kısmı üretici hesaplarına aktarılmıştı.<br />
    Çeltikte ise piyasa fiyatlarının tatmin edici olması nedeniyle üretici TMO'ya ürün satmayı tercih etmedi. Edinilen bilgiye göre, TMO, fındık, mısır, çeltik, hububat, haşhaş gibi faaliyet alanı içinde olan ürünlerin müdahale alımları kapsamında üreticiye bugüne kadar 233 milyon YTL'lik ödeme yaptı. Fındık ve mısırdan dolayı, 500 milyon YTL civarında borcu bulunuyor.<br />
    Ofis'in stoklarında, 2005 yılı ürünü 15,6 bin ton, 2006 yılı ürünü 178,3 bin ton, 2007 ürünü 90,9 bin ton, 2008 ürünü 141 bin ton olmak üzere toplam 426 bin ton fındık bulunuyor.<br />
    Eylülde 4 YTL'lik fiyat ile alıma başlayan Ofis, Ekim-Kasım aylarında 4,5 YTL, Aralık ayında ise 5 YTL fiyat uyguluyor. Alımların, Mart ayından önce bitirilmesi planlanıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Buğday stokları un fiyatlarını düşürdü]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1783</link>
			<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 17:24:04 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1783</guid>
			<description><![CDATA[Orta Anadolu Un Sanayicileri Birliği Başkanı Mehmet Güney, buğday stoklarının nedeniyle un fiyatlarında düşüş yaşandığını bildirdi.<br />
    Güney, bu yıl buğday ekim alanlarının artmasının un fiyatlarına olumlu bir şekilde yansıdığını kaydetti.<br />
    Fiyatların çuvalda 2-5 YTL arasında düştüğünü ifade eden Güney, "Buğday stokları nedeniyle unun fiyatı çuvalda 2-5 YTL arasında düştü. Kalitesine göre 50 kilogramlık TİP 650'nin fiyatı 40 YTL'den 38 YTL'ye, TİP 550'nin çuvalı 43-48 YTL'den 40-43 YTL'ye, TİP 850'nin çuvalı ise 38 YTL'den 35 YTL'ye kadar düştü. Fiyatların düşmesinde en çok buğday stoklarının artması belirleyici oldu" diye konuştu.<br />
    Güven, buğday stoklarındaki artışın yanı sıra piyasadaki durgunluk nedeniyle ihtiyaçlarını karşılamak isteyen üreticinin de fiyatların düşmesinde etkili olduğunu belirterek, şunları söyledi:<br />
    "Çiftçinin elindeki buğdayı daha çabuk elden çıkarmak istemesi de un fiyatlarının düşmesinde etkili oldu. Çiftçinin şimdi tam ekim zamanı. Gübre, mazot için çiftçinin paraya ihtiyacı var. Yine kuraklık nedeniyle istediği verimi alamayan ve sıkıntıya giren çiftçi borçlarını ödemek için elindeki buğdayı bekletmeden ucuza tüccarlara satıyor. Buğdayın kilogramı 480 YKr ile 530 YKr arasında değişiyor. TMO'nun yurt dışından ithal ettiği 600 bin ton ve bir başka anlaşma ile aldığı 300 bin tonluk buğday stoku var. Bu stokların daha da artabileceğini düşünüyorum."<br />
    Özellikle Rus üreticilerin buğdaylarını satmak için sırada beklediğini anlatan Güven, "Rus buğdayının tonu 150-180 dolar arasında değişiyor. Buna yaklaşık yüzde 50 oranında vergiyi de eklediğinizde buğdayın tonu yaklaşık 420 YTL'ye geliyor. İthal buğdayın bu kadar ucuz olması nedeniyle iç piyasada da fiyatlar düştü. Buğday fiyatlarının düşmesiyle birlikte un fiyatlarında bir düşüş yaşanıyor. Fiyatların yıl sonuna kadar yükselmeyeceğini düşünüyorum" dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Orta Anadolu Un Sanayicileri Birliği Başkanı Mehmet Güney, buğday stoklarının nedeniyle un fiyatlarında düşüş yaşandığını bildirdi.<br />
    Güney, bu yıl buğday ekim alanlarının artmasının un fiyatlarına olumlu bir şekilde yansıdığını kaydetti.<br />
    Fiyatların çuvalda 2-5 YTL arasında düştüğünü ifade eden Güney, "Buğday stokları nedeniyle unun fiyatı çuvalda 2-5 YTL arasında düştü. Kalitesine göre 50 kilogramlık TİP 650'nin fiyatı 40 YTL'den 38 YTL'ye, TİP 550'nin çuvalı 43-48 YTL'den 40-43 YTL'ye, TİP 850'nin çuvalı ise 38 YTL'den 35 YTL'ye kadar düştü. Fiyatların düşmesinde en çok buğday stoklarının artması belirleyici oldu" diye konuştu.<br />
    Güven, buğday stoklarındaki artışın yanı sıra piyasadaki durgunluk nedeniyle ihtiyaçlarını karşılamak isteyen üreticinin de fiyatların düşmesinde etkili olduğunu belirterek, şunları söyledi:<br />
    "Çiftçinin elindeki buğdayı daha çabuk elden çıkarmak istemesi de un fiyatlarının düşmesinde etkili oldu. Çiftçinin şimdi tam ekim zamanı. Gübre, mazot için çiftçinin paraya ihtiyacı var. Yine kuraklık nedeniyle istediği verimi alamayan ve sıkıntıya giren çiftçi borçlarını ödemek için elindeki buğdayı bekletmeden ucuza tüccarlara satıyor. Buğdayın kilogramı 480 YKr ile 530 YKr arasında değişiyor. TMO'nun yurt dışından ithal ettiği 600 bin ton ve bir başka anlaşma ile aldığı 300 bin tonluk buğday stoku var. Bu stokların daha da artabileceğini düşünüyorum."<br />
    Özellikle Rus üreticilerin buğdaylarını satmak için sırada beklediğini anlatan Güven, "Rus buğdayının tonu 150-180 dolar arasında değişiyor. Buna yaklaşık yüzde 50 oranında vergiyi de eklediğinizde buğdayın tonu yaklaşık 420 YTL'ye geliyor. İthal buğdayın bu kadar ucuz olması nedeniyle iç piyasada da fiyatlar düştü. Buğday fiyatlarının düşmesiyle birlikte un fiyatlarında bir düşüş yaşanıyor. Fiyatların yıl sonuna kadar yükselmeyeceğini düşünüyorum" dedi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Her Avcının Yanında Mutlaka Olsun]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1782</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 17:30:46 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1782</guid>
			<description><![CDATA[Selam avcı arkadaşlarım. Olmazsa olmazımız, çocuğumuz gibi sevdiğimiz köpeklerimizin hayatlarını kurtarmak adına bu konuyu açtım. 10 senelik meslek hayatımda gördüğüm vakalardan ve avcılık kurslarında gelen sorulara istinaden, malesef bir çok arkadaşımız zehirlenmeler yüzünden çok sevdiği köpeklerini kaybediyor. Bu olayların önüne geçebilmek adına bahsedeceğim ilaçları mutlaka araziye çıkarken yanınızda bulundurun. Çünkü zehirlenme durumlarında dakikaların önemi vardır. Avda en çok başımıza gelen zehirlenme türü; tarım ilaçlarından ve zehirli böcek yada yılan sokmasından meydana gelir. Bunun dışında bir de bit, pire ve kene mücadelesi yapmak için hayvanlara uyguladığımız ilaçlar zehirlenmeye sebep olur.<br />
<br />
Önce ilaç zehirlenmelerinden bahsedeyim. Belli dönemlerde bazı mahsüllere tarım ilacı atıldığını hepimiz biliriz. Farkında olmadan köpeğimiz böyle ilaçlı bir tarlaya girebilir. Yada zehirlenerek ölmüş bir fare bulabilir. Bazen de kendini bilmez çobanların hayvanlarına zarar veriyor diye başı boş köpekler, kurt ve tilki için attığı zehirli et, kemik gibi şeyleri yemesiyle köpeklerimizde zehirlenme şekillenir. Aynı şekilde ilaç zehirlenmeleri sınıfına giren bizim uyguladığımız paraziter ilaçlar da; dozunu fazla kaçırdığımızda, hayvanda açık bir yara olduğunda, gözüne kaçtığında, yada bazı köpeklerin bünyeleri hassas olduğunda zehirlenme yapabilir. Bu şekilde bir ilaç zehirlenmesinin belirtileri, zehir alındıktan kısa bir süre sonra görülmeye başlar. Bu belirtiler; hayvanın hareketleri yavaşlar, sallantılı bir yürüyüş başlar, zehir kana karıştıkça sinir sistemi üzerinde etkili olduğundan hayvan kendini atar ve kasılmalar ile titremeler başlar, ağzı köpürür, inleme sesleri çıkarır. Allah göstermesin ama böyle bir durumla karşılaşıldığında ilk yapılması gereken ATROPİN'dir. Bu ilaç zehiri bağlayarak kana karışmasını engeller yada yavaşlatır. Ve size hayvanı alıp meradan veterinere ulaşıncaya kadar zaman kazandırır. Unutmayın ki ATROPİN ne kadar çabuk yapılırsa köpeğin kurtulma şansı o kadar artar. Yanınızda bu ilaç olmazsa ve gittiğiniz mera da birkaç saat uzaklıktaysa köpeğin pek şansı olmaz. Köpeğinizde ilaçtan kaynaklanan bir zehirlenme belirtisi gördüğünüzde, arka bacağından kas içi yada kaburgaların üstünden deri altı olarak 5-10 cc. ATROPİN Enjekte Edin. Ve hemen veterinerinize başvurun. Yapılacak serumlarla ve diğer zehir bağlayıcı ilaçlarla köpeğiniz kurtulacaktır. Şunu da belirteyim; ağız yoluyla alınan zehirlenme vakalarında hayvana yedirilen sarımsaklı yoğurdun da zehiri bağlamada bir miktar etkisi vardır.<br />
<br />
	Gelelim zehirli böcek, arı yada yılan sokmalarına. Böyle vakalarda da muhtemelen hayvanın ilk tepkisi bir ciyaklama olacaktır. Ardından acıyla kıvranır ve ağlar. Muhtemelen sokan hayvanı da görürsünüz zaten. Yılan ise de diş izinden anlarsınız. Bu tür zehirlenmelerde de köpeğinizde görülen belirtiler; dilde, gözlerde ve sokma bölgesinde şişlik, ardından ödeme bağlı solunum güçlüğü ve bazen de hassas bünyelilerde anaflaktik şok şekillenir. Bu türden bir zehirlenme ile karşılaştığınızda da ilk uygulayacağınız ilaç HİSTAVET'tir. Yada bulabileceğiniz başka bir anti-histaminik ilaç. ( insanların kullandığı avil ampul yada tablet de olabilir.) Bu tür anti-histaminik ilaçları yanınızda bulundurmanız sadece köpek için değil aynı zamanda sizin için de hayat kurtarıcı olabilir. Çünkü bazılarımızın bünyesi de bu tür sokmalara karşı hassastır ve aniden bayılmalar, şok belirtileri görülebilir. HİSTAVETİ de aynı şekilde 5-10 cc. kas içi yada deri altı yapabilrsiniz. Hatta böyle vakalarda HİSTAVET ve ATROPİNi beraber kullanmak, solunumu rahatlatması açısından daha iyi sonuç verir. Ve tabi mutlaka ardından en yakın veterinere başvurmalısınız.<br />
<br />
	Konuyu toparlarsak her ava çıkarken yanımızda mutlaka bulundurmamız gereken ilaçlar; ATROPİN 5-10cc. kas içi yada deri altı. HİSTAVET 5-10cc. kas içi yada deri altı. Küçük iğneli steril bir enjektör. Lütfen bu konuya duyarlı olalım ki göz bebeğimiz köpeklerimiz ölmesin. Umarım sizlere bir nebze faydalı olabilmişimdir. Kalın sağlıcakla. Rastgele...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selam avcı arkadaşlarım. Olmazsa olmazımız, çocuğumuz gibi sevdiğimiz köpeklerimizin hayatlarını kurtarmak adına bu konuyu açtım. 10 senelik meslek hayatımda gördüğüm vakalardan ve avcılık kurslarında gelen sorulara istinaden, malesef bir çok arkadaşımız zehirlenmeler yüzünden çok sevdiği köpeklerini kaybediyor. Bu olayların önüne geçebilmek adına bahsedeceğim ilaçları mutlaka araziye çıkarken yanınızda bulundurun. Çünkü zehirlenme durumlarında dakikaların önemi vardır. Avda en çok başımıza gelen zehirlenme türü; tarım ilaçlarından ve zehirli böcek yada yılan sokmasından meydana gelir. Bunun dışında bir de bit, pire ve kene mücadelesi yapmak için hayvanlara uyguladığımız ilaçlar zehirlenmeye sebep olur.<br />
<br />
Önce ilaç zehirlenmelerinden bahsedeyim. Belli dönemlerde bazı mahsüllere tarım ilacı atıldığını hepimiz biliriz. Farkında olmadan köpeğimiz böyle ilaçlı bir tarlaya girebilir. Yada zehirlenerek ölmüş bir fare bulabilir. Bazen de kendini bilmez çobanların hayvanlarına zarar veriyor diye başı boş köpekler, kurt ve tilki için attığı zehirli et, kemik gibi şeyleri yemesiyle köpeklerimizde zehirlenme şekillenir. Aynı şekilde ilaç zehirlenmeleri sınıfına giren bizim uyguladığımız paraziter ilaçlar da; dozunu fazla kaçırdığımızda, hayvanda açık bir yara olduğunda, gözüne kaçtığında, yada bazı köpeklerin bünyeleri hassas olduğunda zehirlenme yapabilir. Bu şekilde bir ilaç zehirlenmesinin belirtileri, zehir alındıktan kısa bir süre sonra görülmeye başlar. Bu belirtiler; hayvanın hareketleri yavaşlar, sallantılı bir yürüyüş başlar, zehir kana karıştıkça sinir sistemi üzerinde etkili olduğundan hayvan kendini atar ve kasılmalar ile titremeler başlar, ağzı köpürür, inleme sesleri çıkarır. Allah göstermesin ama böyle bir durumla karşılaşıldığında ilk yapılması gereken ATROPİN'dir. Bu ilaç zehiri bağlayarak kana karışmasını engeller yada yavaşlatır. Ve size hayvanı alıp meradan veterinere ulaşıncaya kadar zaman kazandırır. Unutmayın ki ATROPİN ne kadar çabuk yapılırsa köpeğin kurtulma şansı o kadar artar. Yanınızda bu ilaç olmazsa ve gittiğiniz mera da birkaç saat uzaklıktaysa köpeğin pek şansı olmaz. Köpeğinizde ilaçtan kaynaklanan bir zehirlenme belirtisi gördüğünüzde, arka bacağından kas içi yada kaburgaların üstünden deri altı olarak 5-10 cc. ATROPİN Enjekte Edin. Ve hemen veterinerinize başvurun. Yapılacak serumlarla ve diğer zehir bağlayıcı ilaçlarla köpeğiniz kurtulacaktır. Şunu da belirteyim; ağız yoluyla alınan zehirlenme vakalarında hayvana yedirilen sarımsaklı yoğurdun da zehiri bağlamada bir miktar etkisi vardır.<br />
<br />
	Gelelim zehirli böcek, arı yada yılan sokmalarına. Böyle vakalarda da muhtemelen hayvanın ilk tepkisi bir ciyaklama olacaktır. Ardından acıyla kıvranır ve ağlar. Muhtemelen sokan hayvanı da görürsünüz zaten. Yılan ise de diş izinden anlarsınız. Bu tür zehirlenmelerde de köpeğinizde görülen belirtiler; dilde, gözlerde ve sokma bölgesinde şişlik, ardından ödeme bağlı solunum güçlüğü ve bazen de hassas bünyelilerde anaflaktik şok şekillenir. Bu türden bir zehirlenme ile karşılaştığınızda da ilk uygulayacağınız ilaç HİSTAVET'tir. Yada bulabileceğiniz başka bir anti-histaminik ilaç. ( insanların kullandığı avil ampul yada tablet de olabilir.) Bu tür anti-histaminik ilaçları yanınızda bulundurmanız sadece köpek için değil aynı zamanda sizin için de hayat kurtarıcı olabilir. Çünkü bazılarımızın bünyesi de bu tür sokmalara karşı hassastır ve aniden bayılmalar, şok belirtileri görülebilir. HİSTAVETİ de aynı şekilde 5-10 cc. kas içi yada deri altı yapabilrsiniz. Hatta böyle vakalarda HİSTAVET ve ATROPİNi beraber kullanmak, solunumu rahatlatması açısından daha iyi sonuç verir. Ve tabi mutlaka ardından en yakın veterinere başvurmalısınız.<br />
<br />
	Konuyu toparlarsak her ava çıkarken yanımızda mutlaka bulundurmamız gereken ilaçlar; ATROPİN 5-10cc. kas içi yada deri altı. HİSTAVET 5-10cc. kas içi yada deri altı. Küçük iğneli steril bir enjektör. Lütfen bu konuya duyarlı olalım ki göz bebeğimiz köpeklerimiz ölmesin. Umarım sizlere bir nebze faydalı olabilmişimdir. Kalın sağlıcakla. Rastgele...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadro 24'e düştü!]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1781</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 17:23:30 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1781</guid>
			<description><![CDATA[Beşiktaş Futbol Takımı'nın 25 kişilik kadrosu 24'e düştü.<br />
<br />
Beşiktaş, Antalyaspor ile oynayacağı Fortis Türkiye Kupası maçının hazırlıklarını 1 günlük iznin ardından bugün sağanak yağış altında yaptığı antrenmanla sürdürdü.<br />
<br />
Teknik direktör Mustafa Denizli yönetiminde BJK Nevzat Demir Tesisleri'nde gerçekleştirilen antrenmana kondisyon çalışmasıyla başlayan siyah-beyazlılar, istasyon ve pas çalışmasının ardından yarı sahada çift kale maç yaptı.<br />
<br />
Yaklaşık 2 saat süren ve ilk 1 saati basına açık olan antrenmanda sakatlığı süren Gökhan Zan yer almazken, Batuhan Karadeniz ise sadece koşu çalışmasına katıldı.<br />
<br />
Bu arada daha önce (A) takım antrenmanlarına çıkan Emre Özkan'ın PAF takıma geri döndüğü bildirilirken, siyah-beyazlıların kadrosu da böylece 24'e düştü.<br />
<br />
Siyah-beyazlılar, yarın yapacakları antrenmanla Antalyaspor maçının hazırlıklarını sürdürecek.<br />
<br />
-300 YAVRU KARTAL ABONESİNE ÜCRETSİZ BİLET-<br />
<br />
Beşiktaş Kulübü'nden yapılan açıklamada Yavru Kartal dergisinin abonesi olan 300 şanslı okurun, bir velisiyle birlikte BJK İnönü Stadı'nda 30 Ekim Perşembe günü Antalyaspor ile oynanacak Fortis Türkiye Kupası maçını çocuk tribününde ücretsiz izleyeceği bildirildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beşiktaş Futbol Takımı'nın 25 kişilik kadrosu 24'e düştü.<br />
<br />
Beşiktaş, Antalyaspor ile oynayacağı Fortis Türkiye Kupası maçının hazırlıklarını 1 günlük iznin ardından bugün sağanak yağış altında yaptığı antrenmanla sürdürdü.<br />
<br />
Teknik direktör Mustafa Denizli yönetiminde BJK Nevzat Demir Tesisleri'nde gerçekleştirilen antrenmana kondisyon çalışmasıyla başlayan siyah-beyazlılar, istasyon ve pas çalışmasının ardından yarı sahada çift kale maç yaptı.<br />
<br />
Yaklaşık 2 saat süren ve ilk 1 saati basına açık olan antrenmanda sakatlığı süren Gökhan Zan yer almazken, Batuhan Karadeniz ise sadece koşu çalışmasına katıldı.<br />
<br />
Bu arada daha önce (A) takım antrenmanlarına çıkan Emre Özkan'ın PAF takıma geri döndüğü bildirilirken, siyah-beyazlıların kadrosu da böylece 24'e düştü.<br />
<br />
Siyah-beyazlılar, yarın yapacakları antrenmanla Antalyaspor maçının hazırlıklarını sürdürecek.<br />
<br />
-300 YAVRU KARTAL ABONESİNE ÜCRETSİZ BİLET-<br />
<br />
Beşiktaş Kulübü'nden yapılan açıklamada Yavru Kartal dergisinin abonesi olan 300 şanslı okurun, bir velisiyle birlikte BJK İnönü Stadı'nda 30 Ekim Perşembe günü Antalyaspor ile oynanacak Fortis Türkiye Kupası maçını çocuk tribününde ücretsiz izleyeceği bildirildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&quot;Stresten değil&quot;]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1780</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 17:22:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1780</guid>
			<description><![CDATA[Beşiktaş formasıyla toplam 49 gol atan son dönemin 'suskun' ismi Brezilyalı Bobo, '50. gol sendromu' yaşamadığını iddia etti.<br />
<br />
<br />
<br />
Sabah gazetesinin haberine göre; Beşiktaş formasıyla toplam 49 gol kaydeden ancak son dönemde 'tutukluk' yapan Bobo, '50. gol sendromu' yaşamadığını söyledi. Son gol sevincini ligdeki Gaziantepspor karşılaşmasında yaşayan Brezilyalı forvet, "Özellikle 50. golümü atayım diye bir stres yaşamıyorum. Yani gol atamamamın nedeni stres değil. Ama benim her maçta ağları havalandırmayı istemek gibi bir takıntım var. Uzun süredir gol atamıyorum ve bu nedenle kupadaki Antalyaspor maçını iple çekiyorum. Ligde onlara 2 gol kaydetmiştim. Umarım yine atarım. Ancak takımımın galip gelmesi benim gol atmamdan daha önemli" dedi.<br />
<br />
NOBRE OYNAYACAK<br />
<br />
Öte yandan Beşiktaş, Antalyaspor maçının hazırlıklarını sağanak yağmur altında gerçekleştirdi. Batuhan ile Gökhan Zan'ın katılmadığı idmanda Nobre takımla çalıştı. Nobre'nin Antalyaspor karşısında oynayabileceği belirtildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beşiktaş formasıyla toplam 49 gol atan son dönemin 'suskun' ismi Brezilyalı Bobo, '50. gol sendromu' yaşamadığını iddia etti.<br />
<br />
<br />
<br />
Sabah gazetesinin haberine göre; Beşiktaş formasıyla toplam 49 gol kaydeden ancak son dönemde 'tutukluk' yapan Bobo, '50. gol sendromu' yaşamadığını söyledi. Son gol sevincini ligdeki Gaziantepspor karşılaşmasında yaşayan Brezilyalı forvet, "Özellikle 50. golümü atayım diye bir stres yaşamıyorum. Yani gol atamamamın nedeni stres değil. Ama benim her maçta ağları havalandırmayı istemek gibi bir takıntım var. Uzun süredir gol atamıyorum ve bu nedenle kupadaki Antalyaspor maçını iple çekiyorum. Ligde onlara 2 gol kaydetmiştim. Umarım yine atarım. Ancak takımımın galip gelmesi benim gol atmamdan daha önemli" dedi.<br />
<br />
NOBRE OYNAYACAK<br />
<br />
Öte yandan Beşiktaş, Antalyaspor maçının hazırlıklarını sağanak yağmur altında gerçekleştirdi. Batuhan ile Gökhan Zan'ın katılmadığı idmanda Nobre takımla çalıştı. Nobre'nin Antalyaspor karşısında oynayabileceği belirtildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[G.Saray'dan beklenen açıklama!]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1779</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 17:21:07 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1779</guid>
			<description><![CDATA[Harry Kewell ile ilgili şok iddialara, sarı-kırmızılı kulüpten yanıt geldi.<br />
<br />
<br />
<br />
Galatasaray Kulübü, Harry Kewell'ın sağlık durumuyla ilgili çıkan haberlere resmi siteden yayınladığı duyuru ile cevap verdi.<br />
<br />
İşte sarı-kırmızılı kulübün resmi internet sitesinde yer alan açıklama;<br />
<br />
"Bugünkü bazı medya kuruluşlarında profesyonel futbolcumuz Harry Kewell&#8217;ın sağlık durumuyla ilgili yer alan haberlerden dolayı aşağıdaki açıklama gerekli görülmüştür.<br />
<br />
Kewell&#8217;ın genel sağlık durumu 2003 yılından itibaren bir farklılık göstermemektedir. Bu nedenle de kulübümüz, transfer öncesi yaptığı check up&#8217;larda geçirmiş olduğu ameliyatlar ve hastalıklar hakkında detaylı bilgi sahibi olmuştur. Daha önce geçirmiş olduğu bu hastalıkların ve ameliyatların başarılı tedavi olup, futbolcuda hiçbir iz ve sekel bırakmadığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Oyuncunun zaman zaman basına yansıyan devamsızlıkları ve sakatlığına yönelik haberlerin tümü, her futbolcuda rastlanabilecek türden kas ve iskelet sistemi problemleridir.<br />
<br />
Kewell, Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı oyuncusu olarak rutin antrenman ve maçlar sırasında girdiği pozisyonlarda iki kez sakatlanmıştır. Bu sakatlıklarının hiçbirinin daha önceki rahatsızlıklarla bir bağlantısı yoktur ve beklenilen doğal sürede iyileşip sahalara dönmüştür. Sağlık nedeniyle 18 kişilik resmi maç kadrosuna alınmadığı olmamıştır.<br />
<br />
Harry Kewell&#8217;ın sağlığı hakkında son zamanlarda öne sürülen spekülasyonlar çarpıtılmış ve fazlasıyla abartılmış bilgilerden oluşmaktadır. Geçirdiği iddia edilen otoimmun hepatit ve bununla ilgili ileriye dönük varsayımlar hekim &#8211; hasta özel ilişkisini aşması nedeniyle etik kabul edilmemelidir. Beş yıldır var olduğu bilinen bu durumun memleketimizde bu şekle getirilmesi, İngiltere&#8217;de bilinmesine rağmen söz konusu edilmemesi, medyamızın ayrıcalığı olarak kabul edilebilir.<br />
<br />
Galatasaray Spor Kulübü için önemli olan, sporcunun son Check-Up'larda istenilen tempo ve seviyede futbol oynayıp oynamayacağının tayin edilmesidir. Bu nedenle Kewell sezon öncesi çok ayrıntılı bir Check-Up&#8217;a girmiştir. Yaşayabileceği olumsuzluklar göz önünde bulundurularak konunun uzmanlarıyla konsülte edilmiştir. Bu kariyerdeki profesyonel bir futbol oyuncusu için kabul edilemez hiçbir durum olmadığı anlaşılmıştır.<br />
<br />
Geçen yılki maç eksikliklerinden dolayı kulübümüzde bireysel antrenmanlar takviyesiyle kondisyonu üst düzeyde tutulmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle normal antrenmanlar dışında her zaman yanında bulunan kendi fizyoterapisti ile takviye edici antrenmanlar yapmaktadır. Başka bir deyişle hastalıklarından dolayı antrenmanları hafiflememekte, tersine kondisyon ve maç eksikliğini önlemek için daha fazla arttırılarak yapılmaktadır. Bunun haricinde haftada iki maç oynayamaması gibi bir sorun yoktur. Diğer oyunculardan farklı olarak ele alınmamaktadır. Sağlık problemleri nedeniyle de şimdiye kadar bir aksama olmamıştır.<br />
<br />
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.<br />
<br />
Galatasaray Futbol AŞ"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Harry Kewell ile ilgili şok iddialara, sarı-kırmızılı kulüpten yanıt geldi.<br />
<br />
<br />
<br />
Galatasaray Kulübü, Harry Kewell'ın sağlık durumuyla ilgili çıkan haberlere resmi siteden yayınladığı duyuru ile cevap verdi.<br />
<br />
İşte sarı-kırmızılı kulübün resmi internet sitesinde yer alan açıklama;<br />
<br />
"Bugünkü bazı medya kuruluşlarında profesyonel futbolcumuz Harry Kewell&#8217;ın sağlık durumuyla ilgili yer alan haberlerden dolayı aşağıdaki açıklama gerekli görülmüştür.<br />
<br />
Kewell&#8217;ın genel sağlık durumu 2003 yılından itibaren bir farklılık göstermemektedir. Bu nedenle de kulübümüz, transfer öncesi yaptığı check up&#8217;larda geçirmiş olduğu ameliyatlar ve hastalıklar hakkında detaylı bilgi sahibi olmuştur. Daha önce geçirmiş olduğu bu hastalıkların ve ameliyatların başarılı tedavi olup, futbolcuda hiçbir iz ve sekel bırakmadığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Oyuncunun zaman zaman basına yansıyan devamsızlıkları ve sakatlığına yönelik haberlerin tümü, her futbolcuda rastlanabilecek türden kas ve iskelet sistemi problemleridir.<br />
<br />
Kewell, Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı oyuncusu olarak rutin antrenman ve maçlar sırasında girdiği pozisyonlarda iki kez sakatlanmıştır. Bu sakatlıklarının hiçbirinin daha önceki rahatsızlıklarla bir bağlantısı yoktur ve beklenilen doğal sürede iyileşip sahalara dönmüştür. Sağlık nedeniyle 18 kişilik resmi maç kadrosuna alınmadığı olmamıştır.<br />
<br />
Harry Kewell&#8217;ın sağlığı hakkında son zamanlarda öne sürülen spekülasyonlar çarpıtılmış ve fazlasıyla abartılmış bilgilerden oluşmaktadır. Geçirdiği iddia edilen otoimmun hepatit ve bununla ilgili ileriye dönük varsayımlar hekim &#8211; hasta özel ilişkisini aşması nedeniyle etik kabul edilmemelidir. Beş yıldır var olduğu bilinen bu durumun memleketimizde bu şekle getirilmesi, İngiltere&#8217;de bilinmesine rağmen söz konusu edilmemesi, medyamızın ayrıcalığı olarak kabul edilebilir.<br />
<br />
Galatasaray Spor Kulübü için önemli olan, sporcunun son Check-Up'larda istenilen tempo ve seviyede futbol oynayıp oynamayacağının tayin edilmesidir. Bu nedenle Kewell sezon öncesi çok ayrıntılı bir Check-Up&#8217;a girmiştir. Yaşayabileceği olumsuzluklar göz önünde bulundurularak konunun uzmanlarıyla konsülte edilmiştir. Bu kariyerdeki profesyonel bir futbol oyuncusu için kabul edilemez hiçbir durum olmadığı anlaşılmıştır.<br />
<br />
Geçen yılki maç eksikliklerinden dolayı kulübümüzde bireysel antrenmanlar takviyesiyle kondisyonu üst düzeyde tutulmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle normal antrenmanlar dışında her zaman yanında bulunan kendi fizyoterapisti ile takviye edici antrenmanlar yapmaktadır. Başka bir deyişle hastalıklarından dolayı antrenmanları hafiflememekte, tersine kondisyon ve maç eksikliğini önlemek için daha fazla arttırılarak yapılmaktadır. Bunun haricinde haftada iki maç oynayamaması gibi bir sorun yoktur. Diğer oyunculardan farklı olarak ele alınmamaktadır. Sağlık problemleri nedeniyle de şimdiye kadar bir aksama olmamıştır.<br />
<br />
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.<br />
<br />
Galatasaray Futbol AŞ"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İbre birden döndü!]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1778</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 17:19:16 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1778</guid>
			<description><![CDATA[Fenerbahçe, üstündeki 11 takımın 2 haftada yitirdiği toplam 32 puanla zirve yarışına ortak oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
6 maçta 6 puanda<br />
<br />
Fenerbahçe için sezon hiç de iyi başlamıştı. İlk hafta Gaziantep deplasmanından 1-0&#8217;lık mağlubiyetle dönen Sarı-Lacivertliler, ilk 6 hafta sonunda sadece iki galibiyet elde edebilirken, tam 4 mücadeleden puansız ayrılmıştı. Fanatik gazetesinin haberine göre; bu, tarihteki en kötü sezonlardan biriydi. Bu kötü performansla 12. sıraya inen Kanarya, liderin tam 10 puan gerisinde kalmış, eleştiriler yağmur gibi yağmaya başlamıştı. Kimler yoktu ki, Sarı-Lacivertli ekibin üstünde yer alan.<br />
<br />
İbre birden döndü<br />
<br />
Kocaeli deplasmanı Fenerbahçe için adeta varolma mücadelesiydi. 90+6. dakikada Semih&#8217;in attığı golle ilk deplasman galibiyetini elde eden Kanarya&#8217;nın kazancı sadece bu kadarla kalmadı. Lider Trabzon&#8217;un yanısıra, üstündeki takımlardan Bursa, Gaziantep, Kayseri, Denizli ve Gençlerbirliği haftayı puansız kapadı. Yani toplam kazanç 21 puan oldu. Farklı Arsenal yenilgisi sonrası bu kez Bursaspor maçı büyük önem kazandı. Bir yenilgi herşeyin sonu olabilirdi.<br />
<br />
Yine kazançlı çıktı<br />
<br />
Ancak korkulanın aksine sahadan 5-2 gibi farklı bir skorla ayrılan Kanarya, bu sezon ligde ilk kez üst üste 2 maçından galibiyetle ayrılmanın mutluluğunu yaşadı. Daha da önemlisi, üstteki takımların yaşadığı puan kayıplarıydı. Trabzon, Gaziantep, Beşiktaş, Sivasspor ikişer, Galatasaray ve Bursaspor 3&#8217;er puan kaybetmişti. Bu haftanın toplam kazancı 17 puan olurken, lider Beşiktaş ile aradaki fark da 6 puana indi. Yani Fenerbahçe, artık zirve yarışının tam ortasındaydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Fenerbahçe, üstündeki 11 takımın 2 haftada yitirdiği toplam 32 puanla zirve yarışına ortak oldu.<br />
<br />
<br />
<br />
6 maçta 6 puanda<br />
<br />
Fenerbahçe için sezon hiç de iyi başlamıştı. İlk hafta Gaziantep deplasmanından 1-0&#8217;lık mağlubiyetle dönen Sarı-Lacivertliler, ilk 6 hafta sonunda sadece iki galibiyet elde edebilirken, tam 4 mücadeleden puansız ayrılmıştı. Fanatik gazetesinin haberine göre; bu, tarihteki en kötü sezonlardan biriydi. Bu kötü performansla 12. sıraya inen Kanarya, liderin tam 10 puan gerisinde kalmış, eleştiriler yağmur gibi yağmaya başlamıştı. Kimler yoktu ki, Sarı-Lacivertli ekibin üstünde yer alan.<br />
<br />
İbre birden döndü<br />
<br />
Kocaeli deplasmanı Fenerbahçe için adeta varolma mücadelesiydi. 90+6. dakikada Semih&#8217;in attığı golle ilk deplasman galibiyetini elde eden Kanarya&#8217;nın kazancı sadece bu kadarla kalmadı. Lider Trabzon&#8217;un yanısıra, üstündeki takımlardan Bursa, Gaziantep, Kayseri, Denizli ve Gençlerbirliği haftayı puansız kapadı. Yani toplam kazanç 21 puan oldu. Farklı Arsenal yenilgisi sonrası bu kez Bursaspor maçı büyük önem kazandı. Bir yenilgi herşeyin sonu olabilirdi.<br />
<br />
Yine kazançlı çıktı<br />
<br />
Ancak korkulanın aksine sahadan 5-2 gibi farklı bir skorla ayrılan Kanarya, bu sezon ligde ilk kez üst üste 2 maçından galibiyetle ayrılmanın mutluluğunu yaşadı. Daha da önemlisi, üstteki takımların yaşadığı puan kayıplarıydı. Trabzon, Gaziantep, Beşiktaş, Sivasspor ikişer, Galatasaray ve Bursaspor 3&#8217;er puan kaybetmişti. Bu haftanın toplam kazancı 17 puan olurken, lider Beşiktaş ile aradaki fark da 6 puana indi. Yani Fenerbahçe, artık zirve yarışının tam ortasındaydı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Meteoroloji: &quot;Yağışlar ortalamanın çok üzerinde&quot;]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1777</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 17:13:44 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1777</guid>
			<description><![CDATA[Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, &#8220;Türkiye'de son 2 yılda kuraklık yaşanmaktadır, ancak bu yıl son alınan yağışlar uzun yıllar ortalamasının 3-4 kat üzerindedir&#8221; dedi.<br />
<br />
Çağlar, Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü Salonu'nda kurumlarının çalışmalarına yönelik düzenlenen toplantıda, Türkiye'de belirli dönemlerde yağış miktarları değerlerinin arttığını, bazı dönemlerde de düştüğünü söyledi.<br />
<br />
Türkiye'de gelecek yıllarda tamamen kuraklık olacağı öngörüsünün yanlış olduğunu, yağış oranının az ya da çok olabileceğini ifade eden Çağlar, şöyle konuştu:<br />
&#8220;Şu anda harita sisteminde, önümüzdeki kasım ve aralıkta yağışlar kuzeybatıda fazla, diğer bölgelerde normal, ocak ve şubatta ise tüm bölgelerde normal görünüyor. Türkiye'de son 2 yılda kuraklık yaşanmaktadır ancak bu yıl son alınan yağışlar uzun yıllar ortalamasının 3-4 kat üzerindedir. Ancak suyu iyi yönetmeli, planlı yapılandırmalıyız. Çünkü tarım ülkesiyiz. Yer altı kaynakları ve barajların su seviyeleri araştırılmalı, yağışın az ya da çok olduğu bölgeye göre çiftçiler ekecekleri ürün türüne yönlendirilmelidir. İlgili bakanlığın da konuya böyle bakması gerektiğini düşünüyorum. Ekimden birkaç ay öncesinde çiftçiler az ve çok su isteyen ürünler konusunda bilgilendirilirse mağdur olmayacaklardır.&#8221;<br />
<br />
KURUMLARA DESTEK<br />
<br />
Kara, hava, demir ve deniz yollarıyla ilgili meteorolojik bilgilerin söz konusu birimlere aktarıldığını anlatan Çağlar, şunları kaydetti:<br />
&#8220;Uydu aracılığıyla yangın riski yüksek bölgelerle ilgili de çalışmaları sürdürüyoruz. Yangının çıktığı alanda rüzgarın yönü ve nem oranını Orman Genel Müdürlüğü'ne aktararak destek oluyoruz. Hava kirliliğine maruz bölgeleri uydu görüntülerinden izleyerek, yetkililere bildiriyoruz. Uçaklar, yayın sistemimizdeki meteorolojik bilgiler doğrultusunda uçabiliyor. Uçakların güvenli iniş ve kalkışlarını sağlıyoruz.&#8221;<br />
<br />
Toplantıya, Hava Tahminleri Daire Başkanı Kemal Dokuyucu, İl Çevre ve Orman Müdürü Nazmiye Uzun, İl Sivil Savunma Müdürü Ahmet Güngör, meteoroloji, tarım, orman müdürlükleri ve belediye yetkilileri katıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar, &#8220;Türkiye'de son 2 yılda kuraklık yaşanmaktadır, ancak bu yıl son alınan yağışlar uzun yıllar ortalamasının 3-4 kat üzerindedir&#8221; dedi.<br />
<br />
Çağlar, Zonguldak Orman Bölge Müdürlüğü Salonu'nda kurumlarının çalışmalarına yönelik düzenlenen toplantıda, Türkiye'de belirli dönemlerde yağış miktarları değerlerinin arttığını, bazı dönemlerde de düştüğünü söyledi.<br />
<br />
Türkiye'de gelecek yıllarda tamamen kuraklık olacağı öngörüsünün yanlış olduğunu, yağış oranının az ya da çok olabileceğini ifade eden Çağlar, şöyle konuştu:<br />
&#8220;Şu anda harita sisteminde, önümüzdeki kasım ve aralıkta yağışlar kuzeybatıda fazla, diğer bölgelerde normal, ocak ve şubatta ise tüm bölgelerde normal görünüyor. Türkiye'de son 2 yılda kuraklık yaşanmaktadır ancak bu yıl son alınan yağışlar uzun yıllar ortalamasının 3-4 kat üzerindedir. Ancak suyu iyi yönetmeli, planlı yapılandırmalıyız. Çünkü tarım ülkesiyiz. Yer altı kaynakları ve barajların su seviyeleri araştırılmalı, yağışın az ya da çok olduğu bölgeye göre çiftçiler ekecekleri ürün türüne yönlendirilmelidir. İlgili bakanlığın da konuya böyle bakması gerektiğini düşünüyorum. Ekimden birkaç ay öncesinde çiftçiler az ve çok su isteyen ürünler konusunda bilgilendirilirse mağdur olmayacaklardır.&#8221;<br />
<br />
KURUMLARA DESTEK<br />
<br />
Kara, hava, demir ve deniz yollarıyla ilgili meteorolojik bilgilerin söz konusu birimlere aktarıldığını anlatan Çağlar, şunları kaydetti:<br />
&#8220;Uydu aracılığıyla yangın riski yüksek bölgelerle ilgili de çalışmaları sürdürüyoruz. Yangının çıktığı alanda rüzgarın yönü ve nem oranını Orman Genel Müdürlüğü'ne aktararak destek oluyoruz. Hava kirliliğine maruz bölgeleri uydu görüntülerinden izleyerek, yetkililere bildiriyoruz. Uçaklar, yayın sistemimizdeki meteorolojik bilgiler doğrultusunda uçabiliyor. Uçakların güvenli iniş ve kalkışlarını sağlıyoruz.&#8221;<br />
<br />
Toplantıya, Hava Tahminleri Daire Başkanı Kemal Dokuyucu, İl Çevre ve Orman Müdürü Nazmiye Uzun, İl Sivil Savunma Müdürü Ahmet Güngör, meteoroloji, tarım, orman müdürlükleri ve belediye yetkilileri katıldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kansere karşı mor domates]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1776</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 12:26:56 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1776</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
İngiltere'de uzmanlar kanserin ilerlemesini engelleyebileceğini umdukları bir domates türü ürettiler.<br />
<br />
Mor domatesler aslan ağzı ile domatesin genlerinden yararlanılarak üretildi.<br />
<br />
Böğürtlen renginde, erik büyüklüğünde olan ve 'aslan ağzı' bitkisiyle domates genlerinin karıştırılmasıyla üretilen bu domateslerin, kanserli farelerin yaşamlarını uzattığı gözlendi.<br />
<br />
Aslan ağzı bitkisinin domateslerdeki antokyanin adlı antioksidan pigmentleri artırdığı belirtiliyor.<br />
<br />
Norwich'deki John Innes araştırma merkezinden bir grup uzmanın bu domateslerin kanserli fareler üzerindeki etkisiyle ilgili araştırmasının sonuçları Nature Biotechnology adlı bilim dergisinde yayımlandı.<br />
<br />
Domateslerde genetik değişikliklerle artırılan ve kansere karşı etkili olduğu düşünülen antokyanin maddesi böğürtlen, diken dutu, kuş kirazı gibi yabanı yemişlerde yüksek düzeyde bulunan ve özellikle bağırsak kanserinde, kanser hücrelerinin yayılmasını ciddi ölçüde engellediği kanıtlanan bir pigment.<br />
<br />
Antokyaninin ayrıca kalp hastalıkları ve yaşlılıkla ortaya çıkan bazı hastalıklara da karşı da koruyucu etkisi olduğu, görmeyi geliştirdiği, obezlikten kurtulmaya yardımcı olduğu ve enflamasyonlara iyi geldiği düşünülüyor.<br />
<br />
John Innes merkezinden uzmanlar, bu çalışmalarında, sağlığa iyi gelen bu maddenin, genetik değişikliklerle, daha yaygın olarak tüketilen meyve ve sebzelerde de yüksek düzeyde bulunabilmesini hedefliyordu.<br />
<br />
Bunun için seçtikleri domates, zaten likopen ve flavonoidler gibi yararlı antioksidanları yüksek düzeylerde barındıran bir sebze.<br />
<br />
İngiliz bilim adamları, bu domateslerin Avrupa'nın genetik olarak değiştirilmiş gıdalara uyguladığı kurallar nedeniyle İngiltere'de olmasa da, başka yerlerde üç yıl içinde piyasaya sunulabileceğini söylüyorlar.<br />
<br />
Avrupa yasaları, bu tür gıdaların satılmadan önce, sıkı güvenlik testlerinden geçirilmesini şart koşuyor.<br />
<br />
Mor domateslerin, bu konudaki kuralların daha gevşek olduğu Amerika, Hindistan ve Çin'de satışa sunulabileceği belirtiliyor. (BBC)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
İngiltere'de uzmanlar kanserin ilerlemesini engelleyebileceğini umdukları bir domates türü ürettiler.<br />
<br />
Mor domatesler aslan ağzı ile domatesin genlerinden yararlanılarak üretildi.<br />
<br />
Böğürtlen renginde, erik büyüklüğünde olan ve 'aslan ağzı' bitkisiyle domates genlerinin karıştırılmasıyla üretilen bu domateslerin, kanserli farelerin yaşamlarını uzattığı gözlendi.<br />
<br />
Aslan ağzı bitkisinin domateslerdeki antokyanin adlı antioksidan pigmentleri artırdığı belirtiliyor.<br />
<br />
Norwich'deki John Innes araştırma merkezinden bir grup uzmanın bu domateslerin kanserli fareler üzerindeki etkisiyle ilgili araştırmasının sonuçları Nature Biotechnology adlı bilim dergisinde yayımlandı.<br />
<br />
Domateslerde genetik değişikliklerle artırılan ve kansere karşı etkili olduğu düşünülen antokyanin maddesi böğürtlen, diken dutu, kuş kirazı gibi yabanı yemişlerde yüksek düzeyde bulunan ve özellikle bağırsak kanserinde, kanser hücrelerinin yayılmasını ciddi ölçüde engellediği kanıtlanan bir pigment.<br />
<br />
Antokyaninin ayrıca kalp hastalıkları ve yaşlılıkla ortaya çıkan bazı hastalıklara da karşı da koruyucu etkisi olduğu, görmeyi geliştirdiği, obezlikten kurtulmaya yardımcı olduğu ve enflamasyonlara iyi geldiği düşünülüyor.<br />
<br />
John Innes merkezinden uzmanlar, bu çalışmalarında, sağlığa iyi gelen bu maddenin, genetik değişikliklerle, daha yaygın olarak tüketilen meyve ve sebzelerde de yüksek düzeyde bulunabilmesini hedefliyordu.<br />
<br />
Bunun için seçtikleri domates, zaten likopen ve flavonoidler gibi yararlı antioksidanları yüksek düzeylerde barındıran bir sebze.<br />
<br />
İngiliz bilim adamları, bu domateslerin Avrupa'nın genetik olarak değiştirilmiş gıdalara uyguladığı kurallar nedeniyle İngiltere'de olmasa da, başka yerlerde üç yıl içinde piyasaya sunulabileceğini söylüyorlar.<br />
<br />
Avrupa yasaları, bu tür gıdaların satılmadan önce, sıkı güvenlik testlerinden geçirilmesini şart koşuyor.<br />
<br />
Mor domateslerin, bu konudaki kuralların daha gevşek olduğu Amerika, Hindistan ve Çin'de satışa sunulabileceği belirtiliyor. (BBC)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mustafa Dolmabahçe'de gösterildi]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1775</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 12:25:28 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1775</guid>
			<description><![CDATA[Yönetmenliğini Can Dündar'ın üstlendiği, Atatürk'ün askeri, siyasal ve insani yönlerini anlatan ''Mustafa'' filminin gösterimi, Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde kurulan 2 çadırda yapıldı.<br />
<br />
<br />
<br />
Filmin gösterimi öncesinde konuşan Can Dündar, Atatürk'ün 10. Yıl Nutku'nda çok ilgilerini çeken 2 cümle olduğunu belirterek, bu cümlelerin ''Bu söylediklerimin gerçek olduğu gün senden ve beşeriyetten dileğim şudur; Beni hatırlayınız'' olduğunu söyledi.<br />
<br />
Sonradan o satırların üzerinin 10. Yıl Nutku'nda çizili olduğunu gördüklerini belirten Dündar, ''Ve anılarından öğrendik ki yakınındakiler 'böyle bir ifadenin bir veda mesajı olarak algılanacağını' söylemişler. Yıl 1933 ve 'o mesajın kötü bir izlenim bırakacağını' söyleyerek kendisini vazgeçirmişler. Bunun üzerine o iki ifadenin üzerini çizmiş. Fakat diğer mektuplarındaki talepleriyle birleştirilince bizim için çok anlamlı göründü. Ölümünün 70. yılını anarken bu filmle, 'Beni hatırlayınız' direktifini, vasiyetini yerine getirmeye çalıştık. Bu film o yönde atılmış bir adımdır. Küçük de olsa 'beni hatırlayınız' vasiyetine bir karşılıktır. Umarım beğenirsiniz'' diye konuştu.<br />
<br />
Dündar, filmin gösterimi için bu mekanı kendilerine açan ve ''Belge ve Fotoğraflarla Atatürk ve Milli Saraylar Sergisi'' ile beraber filmin burada gösterimine katkıda bulunan Dolmabahçe Sarayı yetkililerine ve TBMM Başkanı Köksal Toptan'a teşekkür etti.<br />
<br />
"MUSTAFA'DAN ÇOK ETKİLENDİM"<br />
<br />
Filmi 2 yapımcı ortakla yaptığını ve bunlardan birinin NTV olduğunu belirten Dündar, NTV'ye, filmin hazırlanması için kendisiyle beraber emek harcayan film ekibine, projeye destek sağlayan Sabancı Grubu ve eşine de teşekkür ettiğini söyledi.<br />
<br />
Filmin sponsorluğunu üstlenen Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı da Can Dündar'ın bir gün kendisini ziyarete geldiğini ve henüz tamamlanmış olan ''Mustafa'' belgeselini ne denli titizlik ve özveriyle hazırladıklarını anlattığını kaydetti.<br />
<br />
Kendisinin Dündar'ın heyecanından ve belgeselin isminin ''Mustafa'' olmasından çok etkilendiğini anlatan Sabancı, ''Bir kişi olarak, bir insan olarak Mustafa, bu iki faktör beni çok etkiledi. Biz de bu projeye katkıda bulunma şansını elde ettik. Merhum Sakıp Sabancı, yaşarken gerek yurtiçinde gerek de yurtdışında yapımcı ve yönetmenlere Mustafa Kemal Atatürk filmi yaptırmak için çok uğraştı. Bizim katkımıza onun o hayali de ayrıca destek oldu. Türkiye'de bu boyutta bir ilk olan belgeselin yurdumuz gençliğine Cumhuriyet Bayramı hatırası olmasını diliyorum'' diye konuştu.<br />
<br />
Yaşar Büyükanıt, 2 saat süren filmin ardından basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede de Atatürk'ü, belgeselin sınırları içinde bütünüyle anlatabilmenin mümkün olmadığını belirterek, ''Ama eldeki imkanlarla iyi bir arşiv çalışması yapılmış. Değerli bir çalışma olarak görüyorum'' dedi.<br />
<br />
Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe de (üstte) filmin başının çok güzel olduğunu, ancak özellikle ikinci yarıda kimi yerleri beğenmediğini söyledi.<br />
<br />
Adatepe, ''Atatürk, çok fazla boş, hiçbir şey yapmıyor, çok üzgün olarak anlatılmış. Atatürk çok üzgün değildi. O çok mutluydu. İnkılaplarını yapıyordu, yazılar yazıyordu, kitaplar okuyordu'' diye konuştu.<br />
<br />
Can Dündar'ın, filmi hazırlarken kendilerine danışmadığını ifade eden Adatepe, ancak kendisine kırgın olmadığını, çekimlerin çok güzel olduğunu kaydetti.<br />
<br />
ÖDP Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ise devrim tarihi dersi verdiğini hatırlatarak, bu denli görsel ayrıntının çok ilginç olduğunu anlattı. Uras, ''Geçmişi olmayanın geleceği olmuyor. Hakikaten çok önemli dersler içeriyor. Emeği geçenleri bir kere daha kutluyorum'' dedi.<br />
<br />
Gazeteci-Yazar Güneri Civaoğlu da, ''Can'ın yapacağı birşeyin zaten çok güzel olacağı'' önyargısıyla filmi izlediğini belirterek, ''Bir belgesel göreceğim diye geldim. Belgeseli çok aşan, içine ruh katılan, Can'ın buna içindeki sıcaklığı, şiiri verdiğini gördüm. Müzik, kurgu, çalışma çok güzel. Ben bunun uluslararası yarışmalara gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.<br />
<br />
Civaoğlu, Ülkü Adatepe'nin eleştirileriyle ilgili olarak da her insanın mutsuz olduğu zamanlar olduğunu ve belgeselin belgelere dayanarak hazırlandığını söyledi.<br />
<br />
Sanatçı Gülben Ergen ise olağanüstü etkileyici bir film izlediğini belirterek, ''İsterim ki herhangi bir belgesel gibi 1-2 ay gibi kısıtlı bir sürede oynamasın. 1-2 yıl hiç vizyondan inmese bu belgesel. Bütün Türkiye izlese. Eğer bir şekilde bizi üzen bir rakam olursa, bu çok korkutucu şeylerin sinyali demektir. Çok büyük gişesi olmalı. 10-20 milyon gişeli olmalı'' dedi.<br />
<br />
Filmde Atatürk'ün, bugüne dek kendilerine anlatılan temel bilgilere sadık kalınarak çok daha sıcak, gerçekçi ve etkileyici bir biçimde anlatıldığını ifade eden Ergen, ''Bence zamanlaması çok doğru bir belgesel. Bunun altında yatan tüm gerçekleri biz biliyoruz. O yüzden de çok izlenmesi gerektiğini söylüyorum'' diye konuştu.<br />
<br />
''FİLM ATATÜRK'ÜN ANLATIMLARINA, NOTLARINA DAYANIYOR''<br />
<br />
Can Dündar da ekip olarak, ''farklı bir Atatürk yorumu ortaya koyabilir miyiz'' diye uğraştıklarını belirterek, ''Bundan sonra benim birşey söylemem doğru olmaz. Seyirci söyleyecek doğru olanı, nasıl bulduğunu, nelerin eksik kaldığını. Biz de farkındayız çok eksiğimiz var. Ama dediğim gibi bu kendi içinde bütünlüğü olan bir başka Atatürk'ü anlatma çabasıydı. Onu ne kadar gerçekleştirebildiğimizin takdiri seyircinin'' dedi.<br />
<br />
Dündar, gazetecilerin eleştirileri hatırlatması üzerine, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Biz büyük oranda Atatürk'ün kendi anlatımlarına, kendi tuttuğu notlara, onunla ilgili anlatılan anılara dayanarak hazırladık bu belgeseli. Dolayısıyla pek azı benim yorumum, çoğu kendi anlattığı şeyler. Elbette başkaları başka fikirde olabilir ve onların da film yapıp bunun aksini söyleme hakları var. Bu da bizim Atatürk'ümüz. Burada şaşırtıcı olan, film çıkmadan eleştirilerin çıkmış olmasıydı. Böyle olması çok doğal. Buna hazırız. Sonuçta belgeselini yaptığımız insan Atatürk. 2 saatlik bir filme böyle bir hayat hikayesini ve böyle bir lideri sığdırmak zaten son derece güç. Dediğim gibi bunu bir adım varsayalım ve daha iyisini yapmak için hep birlikte seferber olalım.''<br />
<br />
Atatürk'ü seslendiren tiyatro sanatçısı Yetkin Dikinciler de filmin kendisini en mutlu eden tarafının, Atatürk'ün dokunulmaz tarafından öte ''Mustafa'' olarak çocukluktan başlayan insan haliyle beyazperdeye aktarılması olduğunu anlattı.<br />
<br />
Dündar'ın, Atatürk'ün ''özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir'' düsturunun devamı olarak, özgür ve bağımsızca kendi birikim ve estetik anlayışıyla filmi hazırladığını ve şu anda bulunulan mekanın da çok duygusal bir mekan olduğunu belirten Dikinciler, ''Burası onun son nefesini verdiği yer. Hepimizin aldığı nefesler onun sayesinde. Aynı duygusallık içindeyim'' diye konuştu.<br />
<br />
Bu arada film gösterimini izleyeceği bildirilen TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Belge ve Fotoğraflarla Atatürk ve Milli Saraylar Sergisi''nin açılışının ardından, filmi izlemeden Dolmabahçe Sarayı'ndan ayrıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yönetmenliğini Can Dündar'ın üstlendiği, Atatürk'ün askeri, siyasal ve insani yönlerini anlatan ''Mustafa'' filminin gösterimi, Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde kurulan 2 çadırda yapıldı.<br />
<br />
<br />
<br />
Filmin gösterimi öncesinde konuşan Can Dündar, Atatürk'ün 10. Yıl Nutku'nda çok ilgilerini çeken 2 cümle olduğunu belirterek, bu cümlelerin ''Bu söylediklerimin gerçek olduğu gün senden ve beşeriyetten dileğim şudur; Beni hatırlayınız'' olduğunu söyledi.<br />
<br />
Sonradan o satırların üzerinin 10. Yıl Nutku'nda çizili olduğunu gördüklerini belirten Dündar, ''Ve anılarından öğrendik ki yakınındakiler 'böyle bir ifadenin bir veda mesajı olarak algılanacağını' söylemişler. Yıl 1933 ve 'o mesajın kötü bir izlenim bırakacağını' söyleyerek kendisini vazgeçirmişler. Bunun üzerine o iki ifadenin üzerini çizmiş. Fakat diğer mektuplarındaki talepleriyle birleştirilince bizim için çok anlamlı göründü. Ölümünün 70. yılını anarken bu filmle, 'Beni hatırlayınız' direktifini, vasiyetini yerine getirmeye çalıştık. Bu film o yönde atılmış bir adımdır. Küçük de olsa 'beni hatırlayınız' vasiyetine bir karşılıktır. Umarım beğenirsiniz'' diye konuştu.<br />
<br />
Dündar, filmin gösterimi için bu mekanı kendilerine açan ve ''Belge ve Fotoğraflarla Atatürk ve Milli Saraylar Sergisi'' ile beraber filmin burada gösterimine katkıda bulunan Dolmabahçe Sarayı yetkililerine ve TBMM Başkanı Köksal Toptan'a teşekkür etti.<br />
<br />
"MUSTAFA'DAN ÇOK ETKİLENDİM"<br />
<br />
Filmi 2 yapımcı ortakla yaptığını ve bunlardan birinin NTV olduğunu belirten Dündar, NTV'ye, filmin hazırlanması için kendisiyle beraber emek harcayan film ekibine, projeye destek sağlayan Sabancı Grubu ve eşine de teşekkür ettiğini söyledi.<br />
<br />
Filmin sponsorluğunu üstlenen Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı da Can Dündar'ın bir gün kendisini ziyarete geldiğini ve henüz tamamlanmış olan ''Mustafa'' belgeselini ne denli titizlik ve özveriyle hazırladıklarını anlattığını kaydetti.<br />
<br />
Kendisinin Dündar'ın heyecanından ve belgeselin isminin ''Mustafa'' olmasından çok etkilendiğini anlatan Sabancı, ''Bir kişi olarak, bir insan olarak Mustafa, bu iki faktör beni çok etkiledi. Biz de bu projeye katkıda bulunma şansını elde ettik. Merhum Sakıp Sabancı, yaşarken gerek yurtiçinde gerek de yurtdışında yapımcı ve yönetmenlere Mustafa Kemal Atatürk filmi yaptırmak için çok uğraştı. Bizim katkımıza onun o hayali de ayrıca destek oldu. Türkiye'de bu boyutta bir ilk olan belgeselin yurdumuz gençliğine Cumhuriyet Bayramı hatırası olmasını diliyorum'' diye konuştu.<br />
<br />
Yaşar Büyükanıt, 2 saat süren filmin ardından basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede de Atatürk'ü, belgeselin sınırları içinde bütünüyle anlatabilmenin mümkün olmadığını belirterek, ''Ama eldeki imkanlarla iyi bir arşiv çalışması yapılmış. Değerli bir çalışma olarak görüyorum'' dedi.<br />
<br />
Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe de (üstte) filmin başının çok güzel olduğunu, ancak özellikle ikinci yarıda kimi yerleri beğenmediğini söyledi.<br />
<br />
Adatepe, ''Atatürk, çok fazla boş, hiçbir şey yapmıyor, çok üzgün olarak anlatılmış. Atatürk çok üzgün değildi. O çok mutluydu. İnkılaplarını yapıyordu, yazılar yazıyordu, kitaplar okuyordu'' diye konuştu.<br />
<br />
Can Dündar'ın, filmi hazırlarken kendilerine danışmadığını ifade eden Adatepe, ancak kendisine kırgın olmadığını, çekimlerin çok güzel olduğunu kaydetti.<br />
<br />
ÖDP Genel Başkanı İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ise devrim tarihi dersi verdiğini hatırlatarak, bu denli görsel ayrıntının çok ilginç olduğunu anlattı. Uras, ''Geçmişi olmayanın geleceği olmuyor. Hakikaten çok önemli dersler içeriyor. Emeği geçenleri bir kere daha kutluyorum'' dedi.<br />
<br />
Gazeteci-Yazar Güneri Civaoğlu da, ''Can'ın yapacağı birşeyin zaten çok güzel olacağı'' önyargısıyla filmi izlediğini belirterek, ''Bir belgesel göreceğim diye geldim. Belgeseli çok aşan, içine ruh katılan, Can'ın buna içindeki sıcaklığı, şiiri verdiğini gördüm. Müzik, kurgu, çalışma çok güzel. Ben bunun uluslararası yarışmalara gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.<br />
<br />
Civaoğlu, Ülkü Adatepe'nin eleştirileriyle ilgili olarak da her insanın mutsuz olduğu zamanlar olduğunu ve belgeselin belgelere dayanarak hazırlandığını söyledi.<br />
<br />
Sanatçı Gülben Ergen ise olağanüstü etkileyici bir film izlediğini belirterek, ''İsterim ki herhangi bir belgesel gibi 1-2 ay gibi kısıtlı bir sürede oynamasın. 1-2 yıl hiç vizyondan inmese bu belgesel. Bütün Türkiye izlese. Eğer bir şekilde bizi üzen bir rakam olursa, bu çok korkutucu şeylerin sinyali demektir. Çok büyük gişesi olmalı. 10-20 milyon gişeli olmalı'' dedi.<br />
<br />
Filmde Atatürk'ün, bugüne dek kendilerine anlatılan temel bilgilere sadık kalınarak çok daha sıcak, gerçekçi ve etkileyici bir biçimde anlatıldığını ifade eden Ergen, ''Bence zamanlaması çok doğru bir belgesel. Bunun altında yatan tüm gerçekleri biz biliyoruz. O yüzden de çok izlenmesi gerektiğini söylüyorum'' diye konuştu.<br />
<br />
''FİLM ATATÜRK'ÜN ANLATIMLARINA, NOTLARINA DAYANIYOR''<br />
<br />
Can Dündar da ekip olarak, ''farklı bir Atatürk yorumu ortaya koyabilir miyiz'' diye uğraştıklarını belirterek, ''Bundan sonra benim birşey söylemem doğru olmaz. Seyirci söyleyecek doğru olanı, nasıl bulduğunu, nelerin eksik kaldığını. Biz de farkındayız çok eksiğimiz var. Ama dediğim gibi bu kendi içinde bütünlüğü olan bir başka Atatürk'ü anlatma çabasıydı. Onu ne kadar gerçekleştirebildiğimizin takdiri seyircinin'' dedi.<br />
<br />
Dündar, gazetecilerin eleştirileri hatırlatması üzerine, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Biz büyük oranda Atatürk'ün kendi anlatımlarına, kendi tuttuğu notlara, onunla ilgili anlatılan anılara dayanarak hazırladık bu belgeseli. Dolayısıyla pek azı benim yorumum, çoğu kendi anlattığı şeyler. Elbette başkaları başka fikirde olabilir ve onların da film yapıp bunun aksini söyleme hakları var. Bu da bizim Atatürk'ümüz. Burada şaşırtıcı olan, film çıkmadan eleştirilerin çıkmış olmasıydı. Böyle olması çok doğal. Buna hazırız. Sonuçta belgeselini yaptığımız insan Atatürk. 2 saatlik bir filme böyle bir hayat hikayesini ve böyle bir lideri sığdırmak zaten son derece güç. Dediğim gibi bunu bir adım varsayalım ve daha iyisini yapmak için hep birlikte seferber olalım.''<br />
<br />
Atatürk'ü seslendiren tiyatro sanatçısı Yetkin Dikinciler de filmin kendisini en mutlu eden tarafının, Atatürk'ün dokunulmaz tarafından öte ''Mustafa'' olarak çocukluktan başlayan insan haliyle beyazperdeye aktarılması olduğunu anlattı.<br />
<br />
Dündar'ın, Atatürk'ün ''özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir'' düsturunun devamı olarak, özgür ve bağımsızca kendi birikim ve estetik anlayışıyla filmi hazırladığını ve şu anda bulunulan mekanın da çok duygusal bir mekan olduğunu belirten Dikinciler, ''Burası onun son nefesini verdiği yer. Hepimizin aldığı nefesler onun sayesinde. Aynı duygusallık içindeyim'' diye konuştu.<br />
<br />
Bu arada film gösterimini izleyeceği bildirilen TBMM Başkanı Köksal Toptan, ''Belge ve Fotoğraflarla Atatürk ve Milli Saraylar Sergisi''nin açılışının ardından, filmi izlemeden Dolmabahçe Sarayı'ndan ayrıldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cumhuriyetimiz 85 yaşında]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1774</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 12:21:53 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1774</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Cumhuriyet Bayramı yurt genelinde, dış temsilciliklerde ve KKTC'de törenlerle kutlanacak.<br />
<br />
Ankara Valiliğinden bildirilen Cumhuriyet Bayramı kutlama programına göre etkinlikler, bugün Kara Harp Okulu Eğitim Arazisi içinden saat 13.00'te 21 pare top atışıyla başlayacak.<br />
<br />
Ulus, Sıhhiye ve Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Atatürk anıtlarına Valilik, Türk Silahlı Kuvvetleri ile diğer kurum ve kuruluşlar adına çelenk konulacak.<br />
<br />
Cumhuriyet'in ilanının 85. yıl dönümü olan 29 Ekim Çarşamba günü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki devlet erkanı Anıtkabir'i ziyaret ederek, saat 09.00'da mozoleye çelenk koyacak ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunacak.<br />
<br />
İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir Özel Defterini imzalayacak. Daha sonra, tören alanında bulunan sivil ve askeri personel ile öğrenciler, Büyük Önder Atatürk'ün mozolesi önünden saygı geçişi yapacak.<br />
<br />
Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir'deki törenden sonra TBMM'ye geçerek, kutlamaları kabul edecek.<br />
<br />
TBMM'deki kabul töreninin ardından Atatürk Kültür Merkezi tören alanında saat 11.15'te resmi geçit töreni düzenlenecek. Tören, Cumhurbaşkanı Gül'ün birlikleri denetlemesi, halkın bayramını kutlaması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayacak. Türk Hava Kuvvetleri ''Türk Yıldızları'' da Ankara semalarında hava gösterisi gerçekleştirecek.<br />
<br />
Resmi geçit töreninin ardından Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde resepsiyon verecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Cumhuriyet Bayramı yurt genelinde, dış temsilciliklerde ve KKTC'de törenlerle kutlanacak.<br />
<br />
Ankara Valiliğinden bildirilen Cumhuriyet Bayramı kutlama programına göre etkinlikler, bugün Kara Harp Okulu Eğitim Arazisi içinden saat 13.00'te 21 pare top atışıyla başlayacak.<br />
<br />
Ulus, Sıhhiye ve Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Atatürk anıtlarına Valilik, Türk Silahlı Kuvvetleri ile diğer kurum ve kuruluşlar adına çelenk konulacak.<br />
<br />
Cumhuriyet'in ilanının 85. yıl dönümü olan 29 Ekim Çarşamba günü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki devlet erkanı Anıtkabir'i ziyaret ederek, saat 09.00'da mozoleye çelenk koyacak ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunacak.<br />
<br />
İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir Özel Defterini imzalayacak. Daha sonra, tören alanında bulunan sivil ve askeri personel ile öğrenciler, Büyük Önder Atatürk'ün mozolesi önünden saygı geçişi yapacak.<br />
<br />
Cumhurbaşkanı Gül, Anıtkabir'deki törenden sonra TBMM'ye geçerek, kutlamaları kabul edecek.<br />
<br />
TBMM'deki kabul töreninin ardından Atatürk Kültür Merkezi tören alanında saat 11.15'te resmi geçit töreni düzenlenecek. Tören, Cumhurbaşkanı Gül'ün birlikleri denetlemesi, halkın bayramını kutlaması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayacak. Türk Hava Kuvvetleri ''Türk Yıldızları'' da Ankara semalarında hava gösterisi gerçekleştirecek.<br />
<br />
Resmi geçit töreninin ardından Cumhurbaşkanı Gül, Çankaya Köşkü'nde resepsiyon verecek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Traktörcüler hurda teşviği istiyor]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1773</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:38:32 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1773</guid>
			<description><![CDATA[Kuraklık ve ekonomik kriz nedeniyle 2008'i geçen yıla oranla yüzde 20'nin üzerinde daralma ile kapatacak olan traktörcüler, hurda teşviği bekliyor. Traktörcüler, 200 bin traktörün hurdaya ayrılması ile sektöre 500 milyon YTL yeni kaynak sağlanacağını belirtiyor. <br />
<br />
<br />
<br />
Hükümetin Türkiye'deki otomobil satışlarında toplam yüzde 61.6 ile yüzde 117 arasında değişen oranlarda alınan verginin ÖTV ayağında kademeli indirim yapacağı yönünde verdiği sinyaller traktörcülere umut oldu. Kuraklık ve ekonomik kriz nedeniyle 2008'i 2007'ye oranla yüzde 20'nin üzerinde daralma ile kapatacak olan traktörcüler, hurda teşviği bekliyor.<br />
<br />
Türk Traktör Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir, eski traktörünü değiştirmek isteyenlere otobüs, kamyon veya otomobilde daha önce yapıldığı gibi vergi muafiyeti gibi destekler sağlanması yönündeki taleplerini bir rapor hazırlayarak hükümete ilettiklerini belirterek, "Otobüs, kamyon, otomobilde çeşitli dönemlerde hem hurda teşviği hem de vergi indirimi yapıldı. Ama bugüne kadar traktöre hiç verilmedi. Traktör alımlarında ÖTV yok ama KDV alınmayabilir ya da daha düşük kredi desteği verilebilir" dedi. Tarlalarda halen 60'lı yıllarda satın alınan traktörlerin kullandığını belirten Mahindra Türkiye Temsilcisi İlçe Otomotiv Genel Müdürü Mehmet Önder ise "Dekar başına üretkenlik ve kârlılık çok önemli. Makina parkı da burada en önemli unsurlardan biri. Bunun için çiftçinin desteğe ihtiyacı var" açıklamasını yaptı.<br />
<br />
Çiftçinin kredi sicili bozuk<br />
<br />
Traktör satışları kuraklık ve piyasalardaki durgunluk nedeniyle sürekli düşüş trendinde. Sektörün yıllık 42 bin adetlik satışı 2006'da 39 bin 500'e düştü. 2007'de de satışlar yüzde 10 gerileyerek 34 bin 950 adete indi. Bu yıl ise pazardaki düşüşün daha fazla olduğunu belirten Türk Traktör Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir, şöyle devam etti: "Eylül sonuna kadar 21 bin 500 traktör satıldı. Biz yıl sonunda pazarın maksimum 26 binler seviyesinde olmasını öngörüyoruz. Tarım sektörünün GSMH'ye katkısı yüzde 13'lerden 9.5'e düştü. Çiftçi borç batağında. Elinde eski traktörü olan çiftçi nakit ihtiyacı olduğundan bayiye gidip satıyor. Ardından da uzun dönem vadeli kredi kullanarak yeni traktör alıyor. Yani bir finansman aracı olarak kullanıyor. Şimdi ise kredi faizleri de yükseldi, yüzde 2'lere dayandı. Bugün 10 çiftçiden 7'sinin kredi sicili bozuk. Çoğunun kredi kartı borcu var. Sektörün Tarımsal Mekanizasyon Kurulu, Sanayi ve Maliye Bakanlığı'na 'hurda traktör teşviği' konusunda öneri de bulundu."<br />
<br />
Mahindra Türkiye Temsilcisi İlçe Otomotiv Genel Müdürü Mehmet Önder ise "Türkiye'nin yılda 30 bin yıllık tarım makinası satış potansiyeli var. Bunun 40 binlere ulaşması gerek. Çiftçiye düşük oranlı kredi desteği ya da nakit şeklinde destek verilmesi gerekiyor" açıklamasını yaptı.<br />
<br />
Yarım milyon traktör ömrünü doldurmuş<br />
<br />
Bakanlıklara gönderilen raporda, traktör ithalatının hızla arttığına değinilerek 2002'de 124 adet olan ithal traktör sayısının 2007'de 7 bin 321 adet ile toplam pazarın yüzde 24'ü seviyesine çıktığı belirtildi. AB dışındaki ülkelerden yapılan komple traktör ve traktör aksam ve parçaları ithalatında, otomobil ithalatındaki gibi en az yüzde 10 seviyesinde gümrük vergisi alınması gerektiği vurgulanan taslak öneride yerli imalatçı tanımının da yeni kriterlere bağlanması gerektiği savunuluyor. TÜİK'e göre 2007 itibariyle Türkiye'de trafiğe kayıtlı yaklaşık 13 milyon traktör bulunuyor. Bunların yüzde 44'ü 24 yaşın üzerinde. Mekanik ve ekonomik ömrünü doldurmuş olan bu 580 bin adet traktörün 200 bin kadarı da 35 yaşın üzerinde bulunuyor. Bakım onarım maliyetleri ve diğer işletme giderleri olağanüstü artan bu araçlar yüksek emisyon değerleriyle de çevreyi kirletiyor. Traktörcüler, bu yaşlı traktörlerin bir plan dahilinde uygulamaya konacak bir teşvik projesiyle hurdaya ayrılarak parkın yenilenmesini istiyor.<br />
<br />
Raporda ilk olarak 35 yaş ve üzerindeki 200 bin traktörün iki aşamada subvansiyonlu hurda bedelleri ödenerek hurdaya ayrılamasının sağlanması öneriliyor. Yaklaşık 500 milyon YTL dolayında kaynak gerektireceği hesaplanan bu uygulama sonunda yılda 300 milyon litre dolayında yakıt tasarrufu, 250 milyon YTL bakım-onarım gider tasarrufu sağlanacağı vurgulanıyor. Ayrıca bu eski traktörlerin hurdaya ayrılmasıyla çevreye 360 bin ton daha az azotlu bileşikler, 33 bin ton daha az kurum, 510 bin ton daha az karbon monoksit, 100 bin ton daha az hidro karbon yayılımı gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Teşviğinin kaynağını oluşturacak eski traktörlere, değişimlerde 3 bin YTL ile 5 bin YTL arasında ödeme desteği verilmesi öngörülüyor.<br />
<br />
Referans]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kuraklık ve ekonomik kriz nedeniyle 2008'i geçen yıla oranla yüzde 20'nin üzerinde daralma ile kapatacak olan traktörcüler, hurda teşviği bekliyor. Traktörcüler, 200 bin traktörün hurdaya ayrılması ile sektöre 500 milyon YTL yeni kaynak sağlanacağını belirtiyor. <br />
<br />
<br />
<br />
Hükümetin Türkiye'deki otomobil satışlarında toplam yüzde 61.6 ile yüzde 117 arasında değişen oranlarda alınan verginin ÖTV ayağında kademeli indirim yapacağı yönünde verdiği sinyaller traktörcülere umut oldu. Kuraklık ve ekonomik kriz nedeniyle 2008'i 2007'ye oranla yüzde 20'nin üzerinde daralma ile kapatacak olan traktörcüler, hurda teşviği bekliyor.<br />
<br />
Türk Traktör Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir, eski traktörünü değiştirmek isteyenlere otobüs, kamyon veya otomobilde daha önce yapıldığı gibi vergi muafiyeti gibi destekler sağlanması yönündeki taleplerini bir rapor hazırlayarak hükümete ilettiklerini belirterek, "Otobüs, kamyon, otomobilde çeşitli dönemlerde hem hurda teşviği hem de vergi indirimi yapıldı. Ama bugüne kadar traktöre hiç verilmedi. Traktör alımlarında ÖTV yok ama KDV alınmayabilir ya da daha düşük kredi desteği verilebilir" dedi. Tarlalarda halen 60'lı yıllarda satın alınan traktörlerin kullandığını belirten Mahindra Türkiye Temsilcisi İlçe Otomotiv Genel Müdürü Mehmet Önder ise "Dekar başına üretkenlik ve kârlılık çok önemli. Makina parkı da burada en önemli unsurlardan biri. Bunun için çiftçinin desteğe ihtiyacı var" açıklamasını yaptı.<br />
<br />
Çiftçinin kredi sicili bozuk<br />
<br />
Traktör satışları kuraklık ve piyasalardaki durgunluk nedeniyle sürekli düşüş trendinde. Sektörün yıllık 42 bin adetlik satışı 2006'da 39 bin 500'e düştü. 2007'de de satışlar yüzde 10 gerileyerek 34 bin 950 adete indi. Bu yıl ise pazardaki düşüşün daha fazla olduğunu belirten Türk Traktör Genel Müdür Yardımcısı İrfan Özdemir, şöyle devam etti: "Eylül sonuna kadar 21 bin 500 traktör satıldı. Biz yıl sonunda pazarın maksimum 26 binler seviyesinde olmasını öngörüyoruz. Tarım sektörünün GSMH'ye katkısı yüzde 13'lerden 9.5'e düştü. Çiftçi borç batağında. Elinde eski traktörü olan çiftçi nakit ihtiyacı olduğundan bayiye gidip satıyor. Ardından da uzun dönem vadeli kredi kullanarak yeni traktör alıyor. Yani bir finansman aracı olarak kullanıyor. Şimdi ise kredi faizleri de yükseldi, yüzde 2'lere dayandı. Bugün 10 çiftçiden 7'sinin kredi sicili bozuk. Çoğunun kredi kartı borcu var. Sektörün Tarımsal Mekanizasyon Kurulu, Sanayi ve Maliye Bakanlığı'na 'hurda traktör teşviği' konusunda öneri de bulundu."<br />
<br />
Mahindra Türkiye Temsilcisi İlçe Otomotiv Genel Müdürü Mehmet Önder ise "Türkiye'nin yılda 30 bin yıllık tarım makinası satış potansiyeli var. Bunun 40 binlere ulaşması gerek. Çiftçiye düşük oranlı kredi desteği ya da nakit şeklinde destek verilmesi gerekiyor" açıklamasını yaptı.<br />
<br />
Yarım milyon traktör ömrünü doldurmuş<br />
<br />
Bakanlıklara gönderilen raporda, traktör ithalatının hızla arttığına değinilerek 2002'de 124 adet olan ithal traktör sayısının 2007'de 7 bin 321 adet ile toplam pazarın yüzde 24'ü seviyesine çıktığı belirtildi. AB dışındaki ülkelerden yapılan komple traktör ve traktör aksam ve parçaları ithalatında, otomobil ithalatındaki gibi en az yüzde 10 seviyesinde gümrük vergisi alınması gerektiği vurgulanan taslak öneride yerli imalatçı tanımının da yeni kriterlere bağlanması gerektiği savunuluyor. TÜİK'e göre 2007 itibariyle Türkiye'de trafiğe kayıtlı yaklaşık 13 milyon traktör bulunuyor. Bunların yüzde 44'ü 24 yaşın üzerinde. Mekanik ve ekonomik ömrünü doldurmuş olan bu 580 bin adet traktörün 200 bin kadarı da 35 yaşın üzerinde bulunuyor. Bakım onarım maliyetleri ve diğer işletme giderleri olağanüstü artan bu araçlar yüksek emisyon değerleriyle de çevreyi kirletiyor. Traktörcüler, bu yaşlı traktörlerin bir plan dahilinde uygulamaya konacak bir teşvik projesiyle hurdaya ayrılarak parkın yenilenmesini istiyor.<br />
<br />
Raporda ilk olarak 35 yaş ve üzerindeki 200 bin traktörün iki aşamada subvansiyonlu hurda bedelleri ödenerek hurdaya ayrılamasının sağlanması öneriliyor. Yaklaşık 500 milyon YTL dolayında kaynak gerektireceği hesaplanan bu uygulama sonunda yılda 300 milyon litre dolayında yakıt tasarrufu, 250 milyon YTL bakım-onarım gider tasarrufu sağlanacağı vurgulanıyor. Ayrıca bu eski traktörlerin hurdaya ayrılmasıyla çevreye 360 bin ton daha az azotlu bileşikler, 33 bin ton daha az kurum, 510 bin ton daha az karbon monoksit, 100 bin ton daha az hidro karbon yayılımı gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Teşviğinin kaynağını oluşturacak eski traktörlere, değişimlerde 3 bin YTL ile 5 bin YTL arasında ödeme desteği verilmesi öngörülüyor.<br />
<br />
Referans]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İster inan, ister inanma]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1772</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:35:38 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1772</guid>
			<description><![CDATA[Başbakanımız, baş müzakerecimiz farkında mıdır bilmem: Sahip olduğu doğal değerlerle Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğunda, AB&#8217;nin biyolojik zenginliğini tek başına nerdeyse ikiye katlayacak yegane ülke Türkiye&#8217;dir. İşte Anadolu&#8217;nun inanılmaz ve eşsiz doğasına örnekler.<br />
<br />
Anadolu, bitkiler için güveli bir kıtadır: Anadolu buzul çağlarında canlılar için bir sığınak. Jeolojik değişim çağlarında geçiş yoludur. Böylece canlıların yaşayan en zengin müzesidir. İki kıtanın birleştiği yerde üçüncüye komşu, çeşitli iklimlerin yaşadığı tek ülke Türkiye&#8217;dir. Yine Türkiye, Avrupa-Sibirya, Akdeniz, İran-Turan bitki coğrafya bölgelerinin de buluştuğu dünyadaki tek ülkedir. Bu nedenle Türkiye yüzölçümü, dünya kara yüzeyinin yüzde 0,6&#8217;sını kaplamasına karşın, dünyadaki tüm bitkilerin yüzde 2,5&#8217;unu barındırır.<br />
<br />
İSTANBUL, İNGİLTERE&#8217;DEN ÇOK DAHA ZENGİN<br />
<br />
Avrupa ülkelerindeki toplam damarlı bitki sayısı yaklaşık 13 bin. Sadece Türkiye&#8217;de bu sayı yaklaşık 9 bin 200. Avrupa ülkelerindeki toplam endemik bitki türü sayısı yaklaşık 3 bin 500. Yalnız Türkiye&#8217;de endemik bitki türü sayısı, yaklaşık 3 bin 100. Anadolu topraklarının yüzde 26&#8217;sı ormanla kaplı. Bu ormanları oluşturan 564 tür ağacın 76&#8217;sı endemik. Avrupa&#8217;nın tamamında 27 meşe türü varken, yalnız Türkiye&#8217;de 18 tür meşe bulunmaktadır. AB&#8217;de doğal ormanların toplam orman sahasına oranı yüzde 1 iken, yarısı bozulmuş ve verimsiz olsa da, bu oran Türkiye&#8217;de yüzde 93&#8217;tür. Sadece 5 bin 500 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip olan İstanbul İli, 2.450 gibi şaşılacak yoğunlukta biyolojik çeşitliliği barındırıyor. Bu, Hollanda ve 300 bin kilometrekarelik ada devleti İngiltere&#8217;ninkinden bile daha fazla!<br />
<br />
Yaşlı, ılıman yağmur ormanlarının bulunduğu Doğu Karadeniz Bölgesi&#8217;nde çay ve kivi; Akdeniz sahillerinde muz, avokado ve turunçgiller; Orta ve Doğu Anadolu&#8217;nun yüksek kesimlerinde dünyadaki en kaliteli kayısı yetişir. Anadolu, incir, üzüm, zeytin, kiraz ve fındığın anavatanıdır. 30&#8217;u aşkın meyve türünün kökeni Anadolu&#8217;dur. Anadolu&#8217;da elmada 500, erikte 200, şeftalide 100 ve üzümde 1200&#8217;den fazla çeşit var. Güney Anadolu özellikle tahıl ve baklagiller olmak üzere, dünyanın en önemli bitki gen kaynağı merkezidir. Anadolu, aynı zamanda tıbbi ve aromatik bitki çeşitlerinin de en önemli merkezlerindendir.<br />
<br />
BAKARSAN NGBB, BAKMAZSAN VALİDEBAĞ KORUSU OLUR<br />
<br />
Türkiye&#8217;deki 40 binden fazla hayvan türünün Avrupa kıtasının toplam tür adedinin yüzde 80&#8217;ine denk olduğu tahmin edilmekte. Avrupa ülkelerinde yaşayan toplam kuş türü sayısı 545&#8217;tir. Türkiye&#8217;de ise 459. Türkiye&#8217;de 2005 yılında, 3 haftalık bir kuş gözlem turunda 276 kuş türü saptanmış. Tropik ülkeler dışında bu, dünya rekorlarından biridir.<br />
<br />
ABD&#8217;nin en verimli buğday türü çaresiz bir hastalıktan kurtulmak için Anadolu&#8217;nun doğal buğdayı ile evlenmek zorunda kaldı ve böylece tarım ilaçlarında yılda 50 milyon dolar tasarruf sağlandı. Dünyanın en önemli koyun üreticisi Yeni Zelanda&#8217;nın geniş meraları Anadolu&#8217;nun otlaklarından alınan tohumlarla geliştirildi...<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin bu eşsiz biyolojik zenginliğini tanımamız ve gözümüz gibi korumamız gerekir. Ben bütün bunları her cumartesi günü gittiğim Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi&#8217;nden (NGBB) (http://www.ngbb.gen.tr) öğrendim. Bu bahçede, bahçıvan çocuklar, bitki ressamlığı gibi kurslar; meşe, aromatik, tıbbi, faydalı, toprak erozyonu ile mücadele, susuzluğa dayanıklı, tuzlu topraklara uyumlu bitkiler koleksiyonu gibi inanılmaz güzellikler var. Normalde ot bile bitmez bir yer olan bir otoyol kavşağındaki bu dünyanın tek botanik bahçesi "Ekmek bedeni besler ama çiçekler de ruhu besler" felsefesine uygun bir şekilde çeşitli çiçeklerle de bezenmiş. Türkiye bitkilerinin yanı sıra, çeşitli ülkelerden ağaç, çalı ve otsu bitkilerin, canlı koleksiyonlarını da barındıran ve doğada tehdit altındaki bazı türleri korumak için projeler uygulayan NGBB, İstanbullular için bir nefes alma noktası olmasının yanı sıra, önemli bir araştırma, eğitim ve öğretim merkezi.<br />
<br />
Unutmadan ibreti álem için de söylemem gerekirse: NGBB, "Bakarsan bağ olur"; Koşuyolu-Altunizade arasında bulunan Validebağ Korusu ise "bakmazsan dağ ya da apartman olur" sözünün günümüzün en güzel ve en kötü örnekleridir. Mutlaka görün!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başbakanımız, baş müzakerecimiz farkında mıdır bilmem: Sahip olduğu doğal değerlerle Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğunda, AB&#8217;nin biyolojik zenginliğini tek başına nerdeyse ikiye katlayacak yegane ülke Türkiye&#8217;dir. İşte Anadolu&#8217;nun inanılmaz ve eşsiz doğasına örnekler.<br />
<br />
Anadolu, bitkiler için güveli bir kıtadır: Anadolu buzul çağlarında canlılar için bir sığınak. Jeolojik değişim çağlarında geçiş yoludur. Böylece canlıların yaşayan en zengin müzesidir. İki kıtanın birleştiği yerde üçüncüye komşu, çeşitli iklimlerin yaşadığı tek ülke Türkiye&#8217;dir. Yine Türkiye, Avrupa-Sibirya, Akdeniz, İran-Turan bitki coğrafya bölgelerinin de buluştuğu dünyadaki tek ülkedir. Bu nedenle Türkiye yüzölçümü, dünya kara yüzeyinin yüzde 0,6&#8217;sını kaplamasına karşın, dünyadaki tüm bitkilerin yüzde 2,5&#8217;unu barındırır.<br />
<br />
İSTANBUL, İNGİLTERE&#8217;DEN ÇOK DAHA ZENGİN<br />
<br />
Avrupa ülkelerindeki toplam damarlı bitki sayısı yaklaşık 13 bin. Sadece Türkiye&#8217;de bu sayı yaklaşık 9 bin 200. Avrupa ülkelerindeki toplam endemik bitki türü sayısı yaklaşık 3 bin 500. Yalnız Türkiye&#8217;de endemik bitki türü sayısı, yaklaşık 3 bin 100. Anadolu topraklarının yüzde 26&#8217;sı ormanla kaplı. Bu ormanları oluşturan 564 tür ağacın 76&#8217;sı endemik. Avrupa&#8217;nın tamamında 27 meşe türü varken, yalnız Türkiye&#8217;de 18 tür meşe bulunmaktadır. AB&#8217;de doğal ormanların toplam orman sahasına oranı yüzde 1 iken, yarısı bozulmuş ve verimsiz olsa da, bu oran Türkiye&#8217;de yüzde 93&#8217;tür. Sadece 5 bin 500 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip olan İstanbul İli, 2.450 gibi şaşılacak yoğunlukta biyolojik çeşitliliği barındırıyor. Bu, Hollanda ve 300 bin kilometrekarelik ada devleti İngiltere&#8217;ninkinden bile daha fazla!<br />
<br />
Yaşlı, ılıman yağmur ormanlarının bulunduğu Doğu Karadeniz Bölgesi&#8217;nde çay ve kivi; Akdeniz sahillerinde muz, avokado ve turunçgiller; Orta ve Doğu Anadolu&#8217;nun yüksek kesimlerinde dünyadaki en kaliteli kayısı yetişir. Anadolu, incir, üzüm, zeytin, kiraz ve fındığın anavatanıdır. 30&#8217;u aşkın meyve türünün kökeni Anadolu&#8217;dur. Anadolu&#8217;da elmada 500, erikte 200, şeftalide 100 ve üzümde 1200&#8217;den fazla çeşit var. Güney Anadolu özellikle tahıl ve baklagiller olmak üzere, dünyanın en önemli bitki gen kaynağı merkezidir. Anadolu, aynı zamanda tıbbi ve aromatik bitki çeşitlerinin de en önemli merkezlerindendir.<br />
<br />
BAKARSAN NGBB, BAKMAZSAN VALİDEBAĞ KORUSU OLUR<br />
<br />
Türkiye&#8217;deki 40 binden fazla hayvan türünün Avrupa kıtasının toplam tür adedinin yüzde 80&#8217;ine denk olduğu tahmin edilmekte. Avrupa ülkelerinde yaşayan toplam kuş türü sayısı 545&#8217;tir. Türkiye&#8217;de ise 459. Türkiye&#8217;de 2005 yılında, 3 haftalık bir kuş gözlem turunda 276 kuş türü saptanmış. Tropik ülkeler dışında bu, dünya rekorlarından biridir.<br />
<br />
ABD&#8217;nin en verimli buğday türü çaresiz bir hastalıktan kurtulmak için Anadolu&#8217;nun doğal buğdayı ile evlenmek zorunda kaldı ve böylece tarım ilaçlarında yılda 50 milyon dolar tasarruf sağlandı. Dünyanın en önemli koyun üreticisi Yeni Zelanda&#8217;nın geniş meraları Anadolu&#8217;nun otlaklarından alınan tohumlarla geliştirildi...<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin bu eşsiz biyolojik zenginliğini tanımamız ve gözümüz gibi korumamız gerekir. Ben bütün bunları her cumartesi günü gittiğim Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi&#8217;nden (NGBB) (http://www.ngbb.gen.tr) öğrendim. Bu bahçede, bahçıvan çocuklar, bitki ressamlığı gibi kurslar; meşe, aromatik, tıbbi, faydalı, toprak erozyonu ile mücadele, susuzluğa dayanıklı, tuzlu topraklara uyumlu bitkiler koleksiyonu gibi inanılmaz güzellikler var. Normalde ot bile bitmez bir yer olan bir otoyol kavşağındaki bu dünyanın tek botanik bahçesi "Ekmek bedeni besler ama çiçekler de ruhu besler" felsefesine uygun bir şekilde çeşitli çiçeklerle de bezenmiş. Türkiye bitkilerinin yanı sıra, çeşitli ülkelerden ağaç, çalı ve otsu bitkilerin, canlı koleksiyonlarını da barındıran ve doğada tehdit altındaki bazı türleri korumak için projeler uygulayan NGBB, İstanbullular için bir nefes alma noktası olmasının yanı sıra, önemli bir araştırma, eğitim ve öğretim merkezi.<br />
<br />
Unutmadan ibreti álem için de söylemem gerekirse: NGBB, "Bakarsan bağ olur"; Koşuyolu-Altunizade arasında bulunan Validebağ Korusu ise "bakmazsan dağ ya da apartman olur" sözünün günümüzün en güzel ve en kötü örnekleridir. Mutlaka görün!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[600 yıllık kavuna tescil]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1771</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:34:19 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1771</guid>
			<description><![CDATA[Orta Asya'dan 1300'lerin sonu, 1400'lerin başında tohumu getirtilerek, Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde toprakla buluşturulan Kırkağaç kavunu, coğrafi işaret olarak tescillendi.<br />
<br />
Alınan bilgiye göre, Kırkağaç Belediye Başkanlığı tarafından yaklaşık 2 yıl önce Türk Patent Enstitüsüne (TPE) yapılan başvuruya ilişkin süreç tamamlandı. 6 aylık itiraz süresinin sona ermesiyle coğrafi işaret olarak tescillenen Kırkağaç kavunu, artık bu marka altında satılacak.<br />
<br />
Kırkağaç Kaymakamı Aykut Pekmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kırkağaç kavununun ülkede tanınan bir tarım ürünü olduğunu belirterek, ''Bugüne kadar herhangi bir markalaşma veya tescili olmadı. Ege Üniversitesi ile yapılan çalışmalar sonucunda özellikleri belirlenip TPE'ye başvuruldu. Eylül ayı içinde de süreç tamamlandı. Artık Kırkağaç kavunu coğrafi işaret olarak tescillendi'' dedi.<br />
<br />
Bundan sonra Kırkağaç'ta yetişen kavunların, marka altında satılacağını, bu amblemi ve özellikleri taşımayan kavunların satışını yapanlar hakkında yasal başvuruda bulunma hakları doğduğunu bildiren Pekmez, 15 Ağustostan itibaren piyasaya çıkan Kırkağaç kavununun, şubat-mart ayına kadar uygun koşullarda saklanması halinde özelliğini koruyabildiğini kaydetti.<br />
<br />
-''AROMASI MUHTEŞEM''-<br />
<br />
Kırkağaç Belediye Başkanı Rıza Kayadipli ise kavunun ana menşeinin Orta Asya olduğunu, daha sonra buraya yerleşen insanlarla birlikte tohumlarının ana vatanından getirildiğini ifade ederek, ''Çeşitli kişilerin kaleme aldığı anılardan öğrendiğimize göre, Kırkağaç'tan her hafta Abdülhamit'e 2 sandık kavun gitmiş. Kırkağaç kavununun meşhur olmasında haklı sebepleri var. Uzun zaman dayanabilmesi, lifinin az, aromasının muhteşem olması'' dedi.<br />
<br />
Kırkağaç topraklarında ilçenin kurulduğu 1300'lerin sonu, 1400'lerin başından itibaren geçen 600 yıllık süreç içinde kavun yetiştirildiğini belirten Kayadipli, tescil başvurularının ardından 18 Eylül 2008 tarihinde 6 aylık itiraz süresinin dolduğunu, buna göre Kırkağaç kavununun tesciliyle ilgili hiçbir itirazın gelmediğini bildirdi.<br />
<br />
Kayadipli, TPE'den birkaç gün içinde onay yazısı beklediklerini dile getirerek, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Mayıs ayında Kırkağaç kavunu diye Türkiye'nin her yerinde satılan kavunlar, bundan sonra bu isim altında satılamayacak, haksız olarak Kırkağaç kavununun ismi lekelenmeyecektir. Bu da üreticimize, müstahsilimize, ilçemize maddi girdi sağlayacaktır. Bandroller bastırılacak ve ürünümüz gelecek yıldan itibaren bandrollü olarak satılacaktır. Kavunumuzun pazarlanması ve sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada tanıtılmasına ilişkin çalışmalarımız sürdürülecektir.''<br />
<br />
Kayadipli, 3.5 kilo civarında olan ve ''Altınbaş'' olarak adlandırılan orijinal kavunun, toptan çıkış kilo fiyatının 40-45 YKr civarında olduğunu belirterek, ''Ama kilosu en azından 1 dolardan değerlendirilebilecek bir mahsuldür. Bu da kavundan Kırkağaç'a gelen paranın en azından 3-4 misli artması demektir'' dedi.<br />
<br />
-TOPRAKLA TEMAS ETMEMELİ-<br />
<br />
Kırkağaç Ziraat Odası Başkanı Süleyman Boğaz da Kırkağaç kavununa özgü depolamanın çok önemli olduğunu, ürünün toprağından gelen özellikleri bulunduğuna işaret ederek, şu bilgileri verdi:<br />
<br />
''Kırkağaç'ta 10 bin dekara yakın alanda 20-25 bin ton arasında depolanacak kavun üretiliyor. Kırkağaç'a özgü depolama durumu çok önemli. Eylülden itibaren başlanan depolamada, kavunun toprakla temas etmemesi gerekiyor. Bir de sisin depoya girmemesi sağlanıyor. Kavun duvara bile değmemelidir. Kuru ağaca sarılarak asılıyor. Bu şekilde Kırkağaç kavununun mart ayı sonuna kadar besin değerinden hiçbir kaybı olmuyor.''<br />
<br />
Süleyman Boğaz, bundan sonraki aşamada İlçe Tarım Müdürlüğü, Ziraat Odası ve vatandaşın katılımıyla ziraat mühendisleri nezaretinde bir komisyon kurarak, ürünün etiketlenmesini sağlayacaklarını kaydetti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Orta Asya'dan 1300'lerin sonu, 1400'lerin başında tohumu getirtilerek, Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde toprakla buluşturulan Kırkağaç kavunu, coğrafi işaret olarak tescillendi.<br />
<br />
Alınan bilgiye göre, Kırkağaç Belediye Başkanlığı tarafından yaklaşık 2 yıl önce Türk Patent Enstitüsüne (TPE) yapılan başvuruya ilişkin süreç tamamlandı. 6 aylık itiraz süresinin sona ermesiyle coğrafi işaret olarak tescillenen Kırkağaç kavunu, artık bu marka altında satılacak.<br />
<br />
Kırkağaç Kaymakamı Aykut Pekmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kırkağaç kavununun ülkede tanınan bir tarım ürünü olduğunu belirterek, ''Bugüne kadar herhangi bir markalaşma veya tescili olmadı. Ege Üniversitesi ile yapılan çalışmalar sonucunda özellikleri belirlenip TPE'ye başvuruldu. Eylül ayı içinde de süreç tamamlandı. Artık Kırkağaç kavunu coğrafi işaret olarak tescillendi'' dedi.<br />
<br />
Bundan sonra Kırkağaç'ta yetişen kavunların, marka altında satılacağını, bu amblemi ve özellikleri taşımayan kavunların satışını yapanlar hakkında yasal başvuruda bulunma hakları doğduğunu bildiren Pekmez, 15 Ağustostan itibaren piyasaya çıkan Kırkağaç kavununun, şubat-mart ayına kadar uygun koşullarda saklanması halinde özelliğini koruyabildiğini kaydetti.<br />
<br />
-''AROMASI MUHTEŞEM''-<br />
<br />
Kırkağaç Belediye Başkanı Rıza Kayadipli ise kavunun ana menşeinin Orta Asya olduğunu, daha sonra buraya yerleşen insanlarla birlikte tohumlarının ana vatanından getirildiğini ifade ederek, ''Çeşitli kişilerin kaleme aldığı anılardan öğrendiğimize göre, Kırkağaç'tan her hafta Abdülhamit'e 2 sandık kavun gitmiş. Kırkağaç kavununun meşhur olmasında haklı sebepleri var. Uzun zaman dayanabilmesi, lifinin az, aromasının muhteşem olması'' dedi.<br />
<br />
Kırkağaç topraklarında ilçenin kurulduğu 1300'lerin sonu, 1400'lerin başından itibaren geçen 600 yıllık süreç içinde kavun yetiştirildiğini belirten Kayadipli, tescil başvurularının ardından 18 Eylül 2008 tarihinde 6 aylık itiraz süresinin dolduğunu, buna göre Kırkağaç kavununun tesciliyle ilgili hiçbir itirazın gelmediğini bildirdi.<br />
<br />
Kayadipli, TPE'den birkaç gün içinde onay yazısı beklediklerini dile getirerek, şunları kaydetti:<br />
<br />
''Mayıs ayında Kırkağaç kavunu diye Türkiye'nin her yerinde satılan kavunlar, bundan sonra bu isim altında satılamayacak, haksız olarak Kırkağaç kavununun ismi lekelenmeyecektir. Bu da üreticimize, müstahsilimize, ilçemize maddi girdi sağlayacaktır. Bandroller bastırılacak ve ürünümüz gelecek yıldan itibaren bandrollü olarak satılacaktır. Kavunumuzun pazarlanması ve sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada tanıtılmasına ilişkin çalışmalarımız sürdürülecektir.''<br />
<br />
Kayadipli, 3.5 kilo civarında olan ve ''Altınbaş'' olarak adlandırılan orijinal kavunun, toptan çıkış kilo fiyatının 40-45 YKr civarında olduğunu belirterek, ''Ama kilosu en azından 1 dolardan değerlendirilebilecek bir mahsuldür. Bu da kavundan Kırkağaç'a gelen paranın en azından 3-4 misli artması demektir'' dedi.<br />
<br />
-TOPRAKLA TEMAS ETMEMELİ-<br />
<br />
Kırkağaç Ziraat Odası Başkanı Süleyman Boğaz da Kırkağaç kavununa özgü depolamanın çok önemli olduğunu, ürünün toprağından gelen özellikleri bulunduğuna işaret ederek, şu bilgileri verdi:<br />
<br />
''Kırkağaç'ta 10 bin dekara yakın alanda 20-25 bin ton arasında depolanacak kavun üretiliyor. Kırkağaç'a özgü depolama durumu çok önemli. Eylülden itibaren başlanan depolamada, kavunun toprakla temas etmemesi gerekiyor. Bir de sisin depoya girmemesi sağlanıyor. Kavun duvara bile değmemelidir. Kuru ağaca sarılarak asılıyor. Bu şekilde Kırkağaç kavununun mart ayı sonuna kadar besin değerinden hiçbir kaybı olmuyor.''<br />
<br />
Süleyman Boğaz, bundan sonraki aşamada İlçe Tarım Müdürlüğü, Ziraat Odası ve vatandaşın katılımıyla ziraat mühendisleri nezaretinde bir komisyon kurarak, ürünün etiketlenmesini sağlayacaklarını kaydetti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dolar yakacağımızı vurdu]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1770</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:26:11 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1770</guid>
			<description><![CDATA[Doların oldukça düşük olduğu Ağustos ayında aldığı 2.5 ton kömür için yaklaşık 900 TL ödeyen vatandaş, aynı kömürü bugün almak isterse 1.700 TL'yi gözden çıkarmak zorunda...<br />
<br />
Küresel finansal kriz ve enerji fiyatlarının yükselmesi bu yıl için ısınma giderlerini önemli oranda artırdı. Özellikle kömür fiyatları geçen yıla göre yüzde 50'ye ulaşan oranlarda artış gösterdi. Bu açıdan bakıldığında, Ağustos ayında kışlık yakacağını alanlar karlı çıktı. Doların oldukça düşük olduğu Ağustos ayında (1 dolar ortalama 1,185 TL&#8217;ydi) sitesine 2,5 ton kömür alan kişi yaklaşık 1290 TL ödedi. Ağustos ayında sitelere kömürün tonu 310 dolardan veriliyordu. Kömürünü kışa bırakan aileler ise oldukça zararlı çıktı. Hem kömürün tonu 475 dolara çıktı, hem de küresel finansal kriz nedeniyle 1 dolar yaklaşık 1,70 TL oldu. Bu durumda 2,5 tonluk kömür için 1.700 TL ödemek zorunluluğu doğdu. Ağustos ayından bugüne, 2,5 tonluk kömürdeki fark 800 TL'ye ulaştı. Eylül ayının girmesiyle birlikte fiyatların yükseldiğini ifade eden kömür satıcıları, ''Şu anda kömürde en yüksek fiyattayız. Ocak ayının girmesiyle fiyatlar biraz geriler, ama herkes kömürünü almış olacak. Biz Temmuz ve Ağustos aylarında kömür alınmasını tavsiye ediyoruz'' dediler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Doların oldukça düşük olduğu Ağustos ayında aldığı 2.5 ton kömür için yaklaşık 900 TL ödeyen vatandaş, aynı kömürü bugün almak isterse 1.700 TL'yi gözden çıkarmak zorunda...<br />
<br />
Küresel finansal kriz ve enerji fiyatlarının yükselmesi bu yıl için ısınma giderlerini önemli oranda artırdı. Özellikle kömür fiyatları geçen yıla göre yüzde 50'ye ulaşan oranlarda artış gösterdi. Bu açıdan bakıldığında, Ağustos ayında kışlık yakacağını alanlar karlı çıktı. Doların oldukça düşük olduğu Ağustos ayında (1 dolar ortalama 1,185 TL&#8217;ydi) sitesine 2,5 ton kömür alan kişi yaklaşık 1290 TL ödedi. Ağustos ayında sitelere kömürün tonu 310 dolardan veriliyordu. Kömürünü kışa bırakan aileler ise oldukça zararlı çıktı. Hem kömürün tonu 475 dolara çıktı, hem de küresel finansal kriz nedeniyle 1 dolar yaklaşık 1,70 TL oldu. Bu durumda 2,5 tonluk kömür için 1.700 TL ödemek zorunluluğu doğdu. Ağustos ayından bugüne, 2,5 tonluk kömürdeki fark 800 TL'ye ulaştı. Eylül ayının girmesiyle birlikte fiyatların yükseldiğini ifade eden kömür satıcıları, ''Şu anda kömürde en yüksek fiyattayız. Ocak ayının girmesiyle fiyatlar biraz geriler, ama herkes kömürünü almış olacak. Biz Temmuz ve Ağustos aylarında kömür alınmasını tavsiye ediyoruz'' dediler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Saros gerçeği(6) &#8220;Saros Milli Park yapılmalı&#8221;]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1769</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:24:57 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1769</guid>
			<description><![CDATA[Sualtı Temizlik ve Bilinçlendirme Hareketi Koordinatörü Deniz Ok, Saros Körfezi&#8217;nin milli park yapılmasından yana olduklarını söyledi.<br />
<br />
Sualtı Temizlik ve Bilinçlendirme Hareketi Koordinatörü Deniz Ok, Saros&#8217;a herkesin sahip çıkması gerektiğini dile getirdi. Ok yaptığı açıklamada; &#8220;Saros&#8217;u bitiren etkenlerin başında aşırı derece yapılan ahtapot avcılığı ve kontrol edilemeyen dinamit avcılığı geliyor. Dünyanın bir ucundan insanların daha birkaç yıl öncesine gizemli faunasını merak için geldiği Saros Körfezi adeta yağmalanıyor. Bir dünya mirası olan Saros&#8217;un yağmalanması, insanların vicdanlarında da rahatsızlık yaratıyor. Anakara üzerinde kamuya ve özel sektöre ait yazlık gibi konutlardan evsel atıklar nehir ve dere yataklarına deşarj yapılmaktadır. Bu kirlilik Saros Körfezi&#8217;ne kadar uzanmaktadır. Günümüzde sorunun çözümüne yönelik ilgili kurumlar gerekli tedbirleri almaya başlamıştır. Ancak sürdürülebilir kalkınma kapsamında deniz ve kıyı kirliliğinin önlenmesi ve su kaynaklarının korunması yolundaki çalışmalarda öncelik sırasının belirlenmesinde ve uygulamaların hayata geçirilmesine zorluklar yaşanmaktadır. Bu anlamda Saros Körfezi milli park ilan edilmeli ve bu soruna bir çözüm bulunulmalıdır&#8221; dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sualtı Temizlik ve Bilinçlendirme Hareketi Koordinatörü Deniz Ok, Saros Körfezi&#8217;nin milli park yapılmasından yana olduklarını söyledi.<br />
<br />
Sualtı Temizlik ve Bilinçlendirme Hareketi Koordinatörü Deniz Ok, Saros&#8217;a herkesin sahip çıkması gerektiğini dile getirdi. Ok yaptığı açıklamada; &#8220;Saros&#8217;u bitiren etkenlerin başında aşırı derece yapılan ahtapot avcılığı ve kontrol edilemeyen dinamit avcılığı geliyor. Dünyanın bir ucundan insanların daha birkaç yıl öncesine gizemli faunasını merak için geldiği Saros Körfezi adeta yağmalanıyor. Bir dünya mirası olan Saros&#8217;un yağmalanması, insanların vicdanlarında da rahatsızlık yaratıyor. Anakara üzerinde kamuya ve özel sektöre ait yazlık gibi konutlardan evsel atıklar nehir ve dere yataklarına deşarj yapılmaktadır. Bu kirlilik Saros Körfezi&#8217;ne kadar uzanmaktadır. Günümüzde sorunun çözümüne yönelik ilgili kurumlar gerekli tedbirleri almaya başlamıştır. Ancak sürdürülebilir kalkınma kapsamında deniz ve kıyı kirliliğinin önlenmesi ve su kaynaklarının korunması yolundaki çalışmalarda öncelik sırasının belirlenmesinde ve uygulamaların hayata geçirilmesine zorluklar yaşanmaktadır. Bu anlamda Saros Körfezi milli park ilan edilmeli ve bu soruna bir çözüm bulunulmalıdır&#8221; dedi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Saros gerçeği(5)]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1768</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:24:06 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1768</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
&#8220;Önlemler alınmazsa Saros deniz çölüne dönüşebilir&#8221; Türkiye coğrafyası için tek &#8217;akvaryum&#8217; sayılan Saros Körfezi&#8217;nin Haliç&#8217;e dönüşeceği endişesi taşıyanların sayısı her geçen gün artıyor. İyi ki duyarlı insanlarımız var. Bunların en başında, yıllardır tek başına bir sivil &#8217;hareket&#8217; olarak &#8217;Saros Körfezi&#8217; için çırpınan Erdal Batmaz geliyor.<br />
<br />
Çanakkale Olay Gazetesindeki Saros Gerçeği dosyasının açılmasına vesile olan Erdal Batmaz, Saros Körfezi&#8217;yle ilgili kaygılarını bakın nasıl dile getiriyor? TEMA&#8217;nın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Gürses, Deniz Temiz Derneği TURMEPA&#8217;nın Genel Müdürü S. Levent Ballar, Genel Müdür Yardımcısı Jülide Ergin ve birkaç dostla birlikte Saros Körfezi&#8217;nde, doğusundan batısına, kıyılarından denizine kadar bir &#8217;keşif&#8217; gezisi yaptık. Erikli&#8217;den Güneyli&#8217;ye, Ece Limanı&#8217;ndan Mecidiye&#8217;ye kadar... Saros, Çanakkale ve Edirne&#8217;nin ilçeleri olan Keşan, Gelibolu ve Eceabat&#8217;ın mücavir alanlarında kalıyor.<br />
Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan&#8217;ı ziyaret ettik. Özcan, Saros&#8217;un genel anlamda İstanbul&#8217;un yeni sayfiye yeri olmaya başladığını, herkesinin gözünü buraya diktiğini belirtirken, körfeze açılan Karadeniz&#8217;den İbrice&#8217;ye petrol boru hattının geçirilmesine karşı nasıl direndikleri anlattı.<br />
<br />
28.000 KONUT YAPILMIŞ<br />
<br />
Saros Körfezi&#8217;nin kıyılarında 28.000 yazlık bulunuyor; bunun karşılığının da 100.000 dönüşümlü &#8217;yaz nüfusu&#8217;na tekabül ettiği hesap ediliyor. Saros&#8217;un en yoğunlaşmış bölgesi Erikli... Keşanlı gazeteci Feyzullah Aktan, 14 yıl önce başlayan konutlaşma sürecinde sadece burada 4.500 konut yapıldığını, oluşturdukları kooperatif yönetimi ile yetersiz de olsa biyolojik arıtma tesisi kurarak denizi kirletmediklerini söylüyor. Bu hizmet bile Erikli&#8217;de oturan 20.000 yazlıkçıya epeyce &#8217;pahalı&#8217;ya geliyormuş... Enerjinin pahalı olması nedeniyle arıtma işlemi de o ölçüde maliyetli oluyor. Bu yüzden de bazı yerlerde göstermelik arıtma tesisleri yapılarak göz boyanıyor.<br />
<br />
TEHLİKE KAPIDA<br />
<br />
Gerçekten Saros&#8217;da tehlike kapıda... Ne yazık ki, Van Gölü&#8217;nün yaklaşık üçte biri kadar bir körfezi, kıyılarımızı koruyup doğru ve verimli kullanamıyoruz. Körfezde her şey var; sörf ve yelken için bulunmaz koylar, kayalıklar, mağaralar ve mercanlar... Deniz-eko sistemi bakımından sualtı sporlarına son derece uygun bir doğa cenneti. Sünger ve mercan rezervlerinde azalış dikkati çeker olmuş. Ergene ve İpsala ovalarından gelen tarımsal ilaç kirliliği de bir başka sorun.<br />
<br />
Ne yapmalı?<br />
<br />
1- Saros denizi, milli park yapılmalı... Denizine ve doğal çevresine önem veren ve içinde Ortadoğu ve Afrika ülkeleri bile olan 17 ülkenin yaptığı gibi(!) Saros&#8217;un Kemikliburnu ile Enez arasına çekilecek bir &#8217;sanal&#8217; çizginin gerisinde ticari av yasaklanmalıdır!<br />
<br />
2- Bu sahada sadece denize kıyısı olan Saros&#8217;taki yerlerdeki küçük balıkçı ve balıkçılık kooperatiflerinin üyelerine, belirlenmiş sınırlarda izin verilmelidir!<br />
<br />
3- Derin deniz ağları kullanımı yasaklanmalıdır. 250 m.&#8217;den uzun marye ağları ve 250 iğneden fazla <br />
&#8217;parakete&#8217; takımı atılması yasaklanmalıdır!<br />
<br />
4- Saros&#8217;ta her gün denize onbinlerce iğneli, uzunluğu binlerce metreye varan parakete takımları atılıyor. Bu takımlardaki iğnelerden biri bile dipte takılı kalsa sonsuza kadar o taşı kirletiyor ve balık sahasını öldürüyor. Her gün atılan parakete takımlarından en az yüzde 1&#8217;i yerde kalıyor; en iyimser tahminle.<br />
<br />
5- Saros, amatör balıkçılık turizmi için birebir alandır. Buna uygun düzenleme yapılmalıdır.<br />
<br />
6- Bu bölgede oluşacak gelirden bölge balıkçıları pay almalı, sahanın korunması ve gözetilmesi için doğal ortak ve kontrol mekanizması sağlanmalıdır.<br />
<br />
7- Yöre balıkçısı bu yolla amaçlanan çözümün de ortağı haline getirilmelidir.<br />
<br />
8- Bölge gırgır ve trol avına kesinlikle kapatılmalı. Hangi mevsim veya derinlik ya da sahile yakınlıkta <br />
olursa olsun..."<br />
<br />
"Gökçeada&#8217;nın 4 mil yakınındaki Semandirek Adası&#8217;nda bol balık varken ondan daha zengin bir faunaya sahip Saros Körfezi ve Gökçeada&#8217;da balığın bitmesinin bir nedeni yok mu?"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
&#8220;Önlemler alınmazsa Saros deniz çölüne dönüşebilir&#8221; Türkiye coğrafyası için tek &#8217;akvaryum&#8217; sayılan Saros Körfezi&#8217;nin Haliç&#8217;e dönüşeceği endişesi taşıyanların sayısı her geçen gün artıyor. İyi ki duyarlı insanlarımız var. Bunların en başında, yıllardır tek başına bir sivil &#8217;hareket&#8217; olarak &#8217;Saros Körfezi&#8217; için çırpınan Erdal Batmaz geliyor.<br />
<br />
Çanakkale Olay Gazetesindeki Saros Gerçeği dosyasının açılmasına vesile olan Erdal Batmaz, Saros Körfezi&#8217;yle ilgili kaygılarını bakın nasıl dile getiriyor? TEMA&#8217;nın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Gürses, Deniz Temiz Derneği TURMEPA&#8217;nın Genel Müdürü S. Levent Ballar, Genel Müdür Yardımcısı Jülide Ergin ve birkaç dostla birlikte Saros Körfezi&#8217;nde, doğusundan batısına, kıyılarından denizine kadar bir &#8217;keşif&#8217; gezisi yaptık. Erikli&#8217;den Güneyli&#8217;ye, Ece Limanı&#8217;ndan Mecidiye&#8217;ye kadar... Saros, Çanakkale ve Edirne&#8217;nin ilçeleri olan Keşan, Gelibolu ve Eceabat&#8217;ın mücavir alanlarında kalıyor.<br />
Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan&#8217;ı ziyaret ettik. Özcan, Saros&#8217;un genel anlamda İstanbul&#8217;un yeni sayfiye yeri olmaya başladığını, herkesinin gözünü buraya diktiğini belirtirken, körfeze açılan Karadeniz&#8217;den İbrice&#8217;ye petrol boru hattının geçirilmesine karşı nasıl direndikleri anlattı.<br />
<br />
28.000 KONUT YAPILMIŞ<br />
<br />
Saros Körfezi&#8217;nin kıyılarında 28.000 yazlık bulunuyor; bunun karşılığının da 100.000 dönüşümlü &#8217;yaz nüfusu&#8217;na tekabül ettiği hesap ediliyor. Saros&#8217;un en yoğunlaşmış bölgesi Erikli... Keşanlı gazeteci Feyzullah Aktan, 14 yıl önce başlayan konutlaşma sürecinde sadece burada 4.500 konut yapıldığını, oluşturdukları kooperatif yönetimi ile yetersiz de olsa biyolojik arıtma tesisi kurarak denizi kirletmediklerini söylüyor. Bu hizmet bile Erikli&#8217;de oturan 20.000 yazlıkçıya epeyce &#8217;pahalı&#8217;ya geliyormuş... Enerjinin pahalı olması nedeniyle arıtma işlemi de o ölçüde maliyetli oluyor. Bu yüzden de bazı yerlerde göstermelik arıtma tesisleri yapılarak göz boyanıyor.<br />
<br />
TEHLİKE KAPIDA<br />
<br />
Gerçekten Saros&#8217;da tehlike kapıda... Ne yazık ki, Van Gölü&#8217;nün yaklaşık üçte biri kadar bir körfezi, kıyılarımızı koruyup doğru ve verimli kullanamıyoruz. Körfezde her şey var; sörf ve yelken için bulunmaz koylar, kayalıklar, mağaralar ve mercanlar... Deniz-eko sistemi bakımından sualtı sporlarına son derece uygun bir doğa cenneti. Sünger ve mercan rezervlerinde azalış dikkati çeker olmuş. Ergene ve İpsala ovalarından gelen tarımsal ilaç kirliliği de bir başka sorun.<br />
<br />
Ne yapmalı?<br />
<br />
1- Saros denizi, milli park yapılmalı... Denizine ve doğal çevresine önem veren ve içinde Ortadoğu ve Afrika ülkeleri bile olan 17 ülkenin yaptığı gibi(!) Saros&#8217;un Kemikliburnu ile Enez arasına çekilecek bir &#8217;sanal&#8217; çizginin gerisinde ticari av yasaklanmalıdır!<br />
<br />
2- Bu sahada sadece denize kıyısı olan Saros&#8217;taki yerlerdeki küçük balıkçı ve balıkçılık kooperatiflerinin üyelerine, belirlenmiş sınırlarda izin verilmelidir!<br />
<br />
3- Derin deniz ağları kullanımı yasaklanmalıdır. 250 m.&#8217;den uzun marye ağları ve 250 iğneden fazla <br />
&#8217;parakete&#8217; takımı atılması yasaklanmalıdır!<br />
<br />
4- Saros&#8217;ta her gün denize onbinlerce iğneli, uzunluğu binlerce metreye varan parakete takımları atılıyor. Bu takımlardaki iğnelerden biri bile dipte takılı kalsa sonsuza kadar o taşı kirletiyor ve balık sahasını öldürüyor. Her gün atılan parakete takımlarından en az yüzde 1&#8217;i yerde kalıyor; en iyimser tahminle.<br />
<br />
5- Saros, amatör balıkçılık turizmi için birebir alandır. Buna uygun düzenleme yapılmalıdır.<br />
<br />
6- Bu bölgede oluşacak gelirden bölge balıkçıları pay almalı, sahanın korunması ve gözetilmesi için doğal ortak ve kontrol mekanizması sağlanmalıdır.<br />
<br />
7- Yöre balıkçısı bu yolla amaçlanan çözümün de ortağı haline getirilmelidir.<br />
<br />
8- Bölge gırgır ve trol avına kesinlikle kapatılmalı. Hangi mevsim veya derinlik ya da sahile yakınlıkta <br />
olursa olsun..."<br />
<br />
"Gökçeada&#8217;nın 4 mil yakınındaki Semandirek Adası&#8217;nda bol balık varken ondan daha zengin bir faunaya sahip Saros Körfezi ve Gökçeada&#8217;da balığın bitmesinin bir nedeni yok mu?"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Saros gerçeği(4)]]></title>
			<link>http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1767</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 19:21:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://demirtepe.net/forum/showthread.php?tid=1767</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Saros&#8217;ta bulunan batıklar yıllardır ganimetin bir parçası olarak görüldü. Bu gidişe &#8216;dur&#8217; demek için Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu bünyesinde çalışan Beykoz Sualtı Spor Kulübü öncülüğünde hazırlanan proje, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne sunuldu. Başkentin tozlu raflarında bekletilen proje, Türkiye&#8217;nin ilk sualtı park projesi olma özelliği taşıyor.<br />
<br />
Atlas dergisinden Gökhan Karakaş&#8217;a konuşan Beykoz Sualtı Kulübü yöneticisi Burhanettin Aktansoy; "Bölgedeki batıkların tarihsel zenginliği dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir değer. Savaşta gemi kaybetmiş Avrupa ülkeleri, batıklarını sahiplenmek için fırsat kolluyor. Saros&#8217;u milli parka çevirerek, hem turizm geliri sağlayabiliriz, hem de tarihimize sahip çıkabiliriz. Başka ülkeler sualtı parkı oluşturmak için bölgede kullanılmayan gemileri batırıyor&#8221; diyor.<br />
<br />
TSSF (Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu) bünyesinde çalışan Beykoz Sualtı Spor Kulübü öncülüğünde hazırlanan proje, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne sunulan ilk sualtı park projesi olma özelliğini taşıyor. "Gelibolu Tarihi Milli Parkı Sualtı Doğa ve Tarihi Kültür Mirasının Tanıtım Projesi" ile yüzlerce savaş gemisi batığı koruma altına alınarak dünyadaki örnekleriyle yarışacak. Atlas dergisinin Ekim sayısında yer alan habere göre; dünyanın pek çok ülkesinde örnekleri olan Gelibolu Sualtı Parkı, bölgenin tarihsel yapısının korunmasına hizmet edecek. Sualtı milli parkımız, ABD'nin Los Angeles şehrindeki L.A. County, İngiltere'de "Edmonds Underwater Park", "Casino Point Underwater Park" ve "Fort Ross State Historic Park" örneklerinde olduğu gibi uluslararası önem taşıyacak. Uzun bir süredir Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde izin alınması için beklenen proje, Gelibolu Yarımadası'nın tamamını kapsıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
1. Dünya Savaşı batıkları<br />
<br />
Atlas dergisinden Gökhan Karakaş&#8217;a konuşan Beykoz Sualtı Kulübü yöneticisi Burhanettin Aktansoy, bölgede Çanakkale savaşlarından kalma çok sayıda savaş gemisi batığının yanı sıra sivil gemilerin de bulunduğunu vurguladı. Aktansoy, "Bölgedeki batıkların tarihsel zenginliği dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir değer. Savaşta gemi kaybetmiş Avrupa ülkeler, batıklarını sahiplenmek için fırsat kolluyor. Denizlerimizi milli parka çevirerek hem turizm geliri sağlayabiliriz, hem de tarihimize sahip çıkabiliriz. Başka ülkeler sualtı parkı oluştururken bölgede kullanılmayan gemileri batırıyor. Bizim sularımızdaki gemi batıkları dünyanın en güzel sualtı parkını oluşturabilir" dedi.<br />
<br />
Ülkemizin ilk sualtı milli parkı<br />
<br />
Gelibolu'nun tarihsel değeri ve yörenin sualtı tabiatının özel bir yapıda olması, milli park kurulması için en önemli etkeni oluşturuyor. Bölgede keşif dalışları yapılmaya başlanırken, Çanakkale Boğazı'na komşu olan Saroz Körfezi ve Ege Denizi'nin bir kısmı da proje kapsamında yer alıyor. Eceabat milli parkın merkezi olarak düşünülürken, köyler de pansiyon turizmine açılacak. Enez başlangıç noktalı proje, Saroz Körfezi devamıyla Kabatepe, Eceabat, Gökçeada ve Bozcaada'yı da kapsayarak Babakale kıyalarına kadar uzanıyor. Sualtı zenginliklerinin turizm değerinin yanı sıra su sporlarında yapılacağı bölgede, rüzgar kayağı, batıklara kontrollü dalış, sualtı avcılığı, fotoğraf avcılığı, yat yarışları gibi çeşitli etkinliklerinde bölge ekonomisine katkı sağlaması planlanıyor. Dünyada kendi kendini temizleyen 3 denizden biri olan Saroz Körfezi'ndeki doğal güzelliklerle, bölgedeki batıkların birlikte düşünüldüğü proje için bir internet sitesi oluşturularak kamuoyu desteği toplanıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Saros&#8217;ta bulunan batıklar yıllardır ganimetin bir parçası olarak görüldü. Bu gidişe &#8216;dur&#8217; demek için Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu bünyesinde çalışan Beykoz Sualtı Spor Kulübü öncülüğünde hazırlanan proje, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne sunuldu. Başkentin tozlu raflarında bekletilen proje, Türkiye&#8217;nin ilk sualtı park projesi olma özelliği taşıyor.<br />
<br />
Atlas dergisinden Gökhan Karakaş&#8217;a konuşan Beykoz Sualtı Kulübü yöneticisi Burhanettin Aktansoy; "Bölgedeki batıkların tarihsel zenginliği dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir değer. Savaşta gemi kaybetmiş Avrupa ülkeleri, batıklarını sahiplenmek için fırsat kolluyor. Saros&#8217;u milli parka çevirerek, hem turizm geliri sağlayabiliriz, hem de tarihimize sahip çıkabiliriz. Başka ülkeler sualtı parkı oluşturmak için bölgede kullanılmayan gemileri batırıyor&#8221; diyor.<br />
<br />
TSSF (Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu) bünyesinde çalışan Beykoz Sualtı Spor Kulübü öncülüğünde hazırlanan proje, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'ne sunulan ilk sualtı park projesi olma özelliğini taşıyor. "Gelibolu Tarihi Milli Parkı Sualtı Doğa ve Tarihi Kültür Mirasının Tanıtım Projesi" ile yüzlerce savaş gemisi batığı koruma altına alınarak dünyadaki örnekleriyle yarışacak. Atlas dergisinin Ekim sayısında yer alan habere göre; dünyanın pek çok ülkesinde örnekleri olan Gelibolu Sualtı Parkı, bölgenin tarihsel yapısının korunmasına hizmet edecek. Sualtı milli parkımız, ABD'nin Los Angeles şehrindeki L.A. County, İngiltere'de "Edmonds Underwater Park", "Casino Point Underwater Park" ve "Fort Ross State Historic Park" örneklerinde olduğu gibi uluslararası önem taşıyacak. Uzun bir süredir Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde izin alınması için beklenen proje, Gelibolu Yarımadası'nın tamamını kapsıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
1. Dünya Savaşı batıkları<br />
<br />
Atlas dergisinden Gökhan Karakaş&#8217;a konuşan Beykoz Sualtı Kulübü yöneticisi Burhanettin Aktansoy, bölgede Çanakkale savaşlarından kalma çok sayıda savaş gemisi batığının yanı sıra sivil gemilerin de bulunduğunu vurguladı. Aktansoy, "Bölgedeki batıkların tarihsel zenginliği dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir değer. Savaşta gemi kaybetmiş Avrupa ülkeler, batıklarını sahiplenmek için fırsat kolluyor. Denizlerimizi milli parka çevirerek hem turizm geliri sağlayabiliriz, hem de tarihimize sahip çıkabiliriz. Başka ülkeler sualtı parkı oluştururken bölgede kullanılmayan gemileri batırıyor. Bizim sularımızdaki gemi batıkları dünyanın en güzel sualtı parkını oluşturabilir" dedi.<br />
<br />
Ülkemizin ilk sualtı milli parkı<br />
<br />
Gelibolu'nun tarihsel değeri ve yörenin sualtı tabiatının özel bir yapıda olması, milli park kurulması için en önemli etkeni oluşturuyor. Bölgede keşif dalışları yapılmaya başlanırken, Çanakkale Boğazı'na komşu olan Saroz Körfezi ve Ege Denizi'nin bir kısmı da proje kapsamında yer alıyor. Eceabat milli parkın merkezi olarak düşünülürken, köyler de pansiyon turizmine açılacak. Enez başlangıç noktalı proje, Saroz Körfezi devamıyla Kabatepe, Eceabat, Gökçeada ve Bozcaada'yı da kapsayarak Babakale kıyalarına kadar uzanıyor. Sualtı zenginliklerinin turizm değerinin yanı sıra su sporlarında yapılacağı bölgede, rüzgar kayağı, batıklara kontrollü dalış, sualtı avcılığı, fotoğraf avcılığı, yat yarışları gibi çeşitli etkinliklerinde bölge ekonomisine katkı sağlaması planlanıyor. Dünyada kendi kendini temizleyen 3 denizden biri olan Saroz Körfezi'ndeki doğal güzelliklerle, bölgedeki batıkların birlikte düşünüldüğü proje için bir internet sitesi oluşturularak kamuoyu desteği toplanıyor.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>